AMH (ANTİ-MÜLLERİAN HORMON)

AMH TESTİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
AMH (anti-müllerian hormon) kadın ve erkek vücudunda bulunan glikoprotein yapısında bir maddedir.
Transforming growth β (TGF-β) ailesinin bir üyesidir. Çeşitli fonksiyonları olmasına rağmen başlıca fonksiyonu cinsiyet farklılaşmasıdır. İsmi de zaten buradan gelmektedir.

"Anti-müllerian" kelimesinin anlamı: Müller karşıtı demektir. Müller kanalı (paramezonefrik kanal) dişi fetusta tüp, rahim ve vajinanın oluşmasını sağlayan kanaldır. Döllenme ve gebelik sonucunda erkek fetus meydana gelirse testislerden anti-müllerian hormon salgılanarak bu kanalın gelişmesini engeller. Yani erkeklerin anne karnında gelişimi sırasında rahim, yumurtalık ve tüp gibi kadınlık organlarının gelişmemesini bu hormon sağlar. AMH'nin ismi bu görevinden esinlenerek konulmuştur. Müllerian inhibiting substance (MIS) veya Müllerian inhibiting Factor (MIF) olarak da adlandırılır.
Müller kanalını ilk tarif eden bilim adamı: Johannes Peter Müller'dir.

AMH anne karnında erkek bebeğin gelişimi süresince testis dokusundaki sertoli hücrelerinden salgılanarak müller kanalının gelişmesini engeller. Eğer anne karnındaki bebek dişi ise testis dokusu olmadığı için AMH bu şekilde salgılanamaz ve müller kanalı (rahim, rahim ağzı, tüp, vajinanın üst kısmı) gelişir.

Kadınlarda Anti-müllerian hormonun salgılanması anne karnında 36. haftada iken overlerde granülosa hücrelerinde başlar ve doğumdan sonra da menopoza girene kadar devam eder. Kadınlardaki AMH düzeyi erkeklere göre hayat boyunca daha düşük seyreder. Kadınlarda salgılanan AMH'nin görevi folikül seçimini düzenlenmesidir. Kadınlarda yumurtlama dönemi boyunca küçük preantral foliküller büyüyerek antral foliküllere dönüşür ve yumurtlama meydana gelir, bu aşamalardaki hızı ve seçiciliği AMH sağlar.

Kadınlarda AMH yumurtalıklarda (overde) bulunan foliküllerden salgılanır. Foliküller yumurta hücresi taşıyan keseciklerdir. Küçük foliküller yani çapı 6 mm'ye kadar olan primer ve preantral, antral foliküllerin duvarındaki granülosa hücrelerinden AMH salgılanabilir. Büyük foliküllerde ve atreziye uğrayan foliküllerde AMH üretilmez. Kadınlarda doğumdan menopoza kadar AMH salgılanması devam eder.

AMH normal değeri kaç olmalı?
Aslında kadınlarda antimüllarian hormon normal kan değerinin ne kabul edilmesi gerektiği konusunda net bir görüş birliği olmasa da genel olarak 1-3 ng/dl arası (bazı araştırmacılara göre 2-4 ng/dl arası) normal kabul edilir. 1 ng/dl altındaki değerler over rezervinin azaldığını gösterir.

AMH testi ne zaman ve nasıl yapılır?
AMH kadın ovulatuar siklusu (adet ve yumurtlama döngüsü) süresince ve farklı sikluslar arasında değişiklik göstermez. Yani adetin kaçıncı günü tahlil yapılırsa yapılsın benzer değerler elde edilir, bu nedenle diğer yumurtalık rezerv tahlilleri gibi adetin 3. günü bakılması şart değildir. Adet kanaması olan veya olmayan her dönemde tahlil yapılabilir. Tahlilin aç veya tok karnına yapılması farketmez. AMH değeri ölçümü diğer kan tahlilleri ile aynı şekilde koldaki damarlardan alınan kan ile kısa süre içerisinde yapılabilmektedir.

Gebelik (hamilelik) döneminde AMH değeri:
Gebelikte ve lohusalık döneminde AMH düzeylerinde önemli bir değişiklik saptanmamıştur, gebe olmayan kadınlarınki ile benzerdir. Ancak günümüzde gebeliğin takibinde veya yönetiminde AMH değerlerinin kullanım alanı yoktur.

Kısırlık, Yumurtalık kapasitesi (over rezerzi) ve AMH:
AMH hormonu kadınlarda başlıca yumurtalık kapasitesi (over rezervi) değerlendirilmesi amacıyla kullanılır. Burada amaç kadının gebe kalabilme için hormonal düzeyinin, yumurta oluşturabilme yeteneğinin yeterli olmasının araştırılması veya gebe kalabilmesi için ilaç veya tüp bebek gibi tedavilerin başarı oranının öngörülmesidir. AMH'nin over rezervi belirlenmesinde FSH, E2 (östrojen), İnhibin-B gibi hormonlara göre çok daha güvenilir olduğu tespit edilmiştir. FSH ile etkileşmesi yok denilecek kadar azdır. AMH değeri yumurtalıklardaki küçük antral folküllerin sayısı ile orantılıdır bu nedenle overlerdeki primordial folikül havuzunu çok iyi yansıtır. Over rezervini belirleme açısından AMH'ye en yakın yöntem antral folikül sayımı gibi görünmektedir. Yaş ilerlemesi ile birlikte primordial folikül sayısı ve AMH değeri giderek azalır, menopozdan sonra tespit edilemeyecek seviyeye gelir. AMH'nin günümüzde diğer hormon testleri ölçümlerine göre dezavantajı nispeten daha pahalı olması ve her hastanede yapılamamasıdır. İlerleyen zamanlarda maliyeti düşecektir ve yaygınlaşacaktır.

AMH hormonun kullanılabileceği diğer durumlar:
- Yumurtalık kapasitesi (Over rezervi) değerlendirilmesinde
- Erken menopoz ve menopoz tanısında
- Bir kadının kaç yaşında menopoza gireceğinin önceden tespitinde
- Yumurtalıklarla ilgili bir ameliyat sonrası over hasarının tespiti amacıyla
- Kemoterapi veya radyoterapi sonrası over hasarının tespiti amacıyla
- Erken ve gecikmiş puberte tanısında
- Polikistik over tanısı (PKOS hastalarında AMH değeri 2-3 kat yüksektir.)
- Kısırlık tedavilerinde OHSS riskini öngörmek amacıyla
- Kısırlık tedavisi ve tüp bebek tedavilerinde başarı şansını belirleyebilmek amacıyla (AMH düzeyi yüksek olan hastalarda tüp bebek başarısı daha fazla bulunmuştur.)
- Granülosa hücreli over tümörlerini tanısında ve nükslerin belirlenmesinde
- Erkeklerde sertoli hücreleri ve sperm üretim fonksiyonu hakkında bilgi almak amacıyla
- AMH'nin müllerian kanal ve bundan gelişen rahim (uterus), rahim ağzı (serviks), tüp (tuba) ve yumurtalık (over) gibi dokuların gelişimini erkeklerde önleyici etkisi bu organlarla ilgili endometriozis, adenomyozis ve bazı kanserlerin tedavisinde ileride kullanılabileceğini düşündürmektedir. Bu konuda araştırmalar yapılmaktadır.

Yapılan bir araştırmada FSH ile ovulasyon indüksiyonu yapılan hastalada siklus boyunca AMH değerlerinde azalma olduğu izlenmiştir. (Normalde spontan sikluslarda AMH değeri değişmemesine karşın) (kaynak)

AMH düşüklüğünü yükseltmek ve tedavisi mümkün müdür?
Hastalar tarafından sık sorulan sorulardan birisidir. Over rezervi yani yumurtalık kapasitesi değerlendirmesinde kullanılan diğer hormonlar gibi AMH de yumurtalıkların kadının yaşının ilerlemesi ve diğer faktörlere bağlı olarak değişen kapasitesi hakkında bilgi verir ve bu nedenle nasıl hastanın yalını gençleştirmek mümkün değilse bu tür hormon değerlerinin yükseltilmesi, düzeltilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastaların AMH  veya FSH değerlerini düzeltmek amacıyla gereksiz bitkiler, otlar, çaylar, destek kürleri peşinde koşmaması, bunlarla vakit kaybetmemesi gerekir. Kısırlık tedavisinde vakit çok değerlidir, geçen aylar yıllar hastanın aleyhine işler. Bu nedenle gereksiz ve zararlı olabilecek önerilerle vakit kaybetmek yerine konunun uzmanı doktorlar tarafından öneriler tedavi seçenekleri vakit kaybetmeksizin uygulanmalıdır.

Menopoz yaşını tahmin etmede AMH değeri:
Bu konuda yapılan bazı araştırmalar bir kadının menopoza kaç yaşında gireceğini tahmin etme konusunda genç yaşlarda bakılan AMH değerinin kuvvetli fikir verebileceğini göstermiştir. (kaynak 1, kaynak 2)


İlgili Konular:
- Yumurtalık Kapasitesi (Over Rezervi) Değerlendirilmesi
- FSH Hormonu Yüksekliği
- Kısırlık (İnfertilite) Varlığında Yapılan Tahliller ve Testler
Tamamını >>

HAMİLELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA, ŞİŞLİK (PİYOJENİK GRANÜLOMA)

GEBELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA VE ŞİŞLİK 

Piyojenik granüloma ağız dışında vücudun parmak ve kafa derisi gibi  diğer bölgelerinde de görülebilen bir patolojidir. Ağız içerisinde en çok diş etinde ve dudakta görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanır. Gebelik ve doğum kontrol hağı kullananlarda olduğu gibi hormonal değişikliklere bağlı oluşan formuna granüloma gravidarum  (gingivanın hamilelik tümörü) ismi verilir. Genellikle kırmızı mor renkte, üzeri ülsere, kanamalı 1 santimetre civarında boyutlarda lezyonlardır. Genellikle hamileliğin ilk 3 ayından sonraki dönemlerinde meydana gelir. Gebelerin yaklaşık %5'inde görülür.
Aftlar ve aftöz ülserlerle, ağız içerisinde yara ve uçuk (herpes) gibi diğer lezyonlarla, travmatik ülserlerle ayırt edilmesi gerekir.

Piyojenik granüloma oluşmasında etkili faktörler arasında ağız ve diş bakımının temizliğinin iyi olmaması, ağız içerisinde yabancı maddeler, diş taşları, gebelik ve diğer hormonal değişiklikler sayılabilir. Bu nedenle anne adaylarının ağız ve diş bakımına özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Tedavi:
Hamilelik sırasında piyojenik granülom genellikle izlenir ve doğumdan sonra yüksek oranda kendiliğinden iyileştiği görülür. Nadiren aşırı kanamaya veya hastanın beslenememesine neden olan lezyonlar cerrahi tedavi gerektirebilir. Bazen maligtine gibi diğer patolojilerden ayırt etmek için de cerrahi tedavi ve patolojik inceleme gerekebilir. Genellikle hamilelik sırasında ameliyat tercih edilmez çünkü gebelik sırasında ameliyat edilen vakalarda nüks daha sık gelişmektedir, gebelikten sonra ameliyat edilenlerde nüks nadirdir.


İlgili Konular:
- Hamilelikte Diş Bakımı ve Diş Sağlığı
Tamamını >>

HAMİLELİKTE STRESİN BEBEĞE ETKİLERİ

GEBELİKTE STRES, ÜZÜNTÜ, SIKINTI VB. DURUMLAR BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Anne adayları hamilelik döneminde gebelik ile ilgili problemlerden dolayı veya başka nedenlerden dolayı zaman zaman stres, üzüntü, sıkıntı, ağlama, bunalım, depresyon, sinirlenme, aşırı kızgınlık, öfke gibi durumlarla karşı karşıya kalabilirler. Yapılan araştırmalar anne adayında oluşan bu stres durumlarının anne karnındaki bebeği de etkileyebildiğini göstermektedir. Bu etkilenmenin başlıca nedeni annenin stres yaşaması durumunda artan stres hormonlarının (kortizol, adrenalin) anne kanı aracılığıyla bebeğe de geçebilmesidir.

Annedeki stres ve üzüntü bebeği nasıl etkiler? Zarar verir mi?
Hayvanlar üzerinde ve insanlar ile yapılan birçok araştırmada anne adayının yaşadığı ciddi stresin bebek üzerinde bazı olumsuz etkilerde bulunduğu gösterilmiştir. Bunlar:
- Düşük riskinde artma
- Erken doğum
- Doğum ağırlığının az olması
- Bebeğin zihinsel fonksiyonlarında azalma
- Dikkat eksikliği
- Hiperaktivite
- Duygusal problemler
- Sinirlilik

Bazı araştırmalar annenin hamilelik sırasında büyük depremler ve benzeri ciddi doğal felaketler nedeniyle çok ciddi psikolojik travma ve stres yaşamasının bebeğin ergenlik yaşlarına geldiğinde depresyon, şizofreni gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklıklara yakalanma riskinin arttığını göstermiştir.

Hamilelik sıraasında stresi ve yukarıdaki riskleri azaltmak için öneriler:
- Sizi strese sokan durumları not edin ve çözümü için uygun tanıdıklarınız ile paylaşın
- Sağlıklı beslenmeye özen gösterin
- Düzenli uyuyun
- Doktorunuzun önerileri doğrultusunda uygun egzersiz ve spor programları yapın
- Gebelik ve doğum hakkında bilginizin az olmasından dolayı endişe hissediyorsanız doktorunuzdan veya hamile eğitim sınıflarından bu konuda bilgi alın. Bilgisizlik korku ve endişeye neden olur.
- Kendi kendinize baş edemediğiniz veya ciddi düzeyde bir psikolojik probleminiz varsa mutlaka bir psikiyatri uzmanı ile bunu paylaşın.

Kaynaklar: 1, 2

İlgili Konular:
Gebelik Depresyonu
Gebelikte Psikolojik Sorunlar, Bozukluklar
- Hamilelikte Ağlama Krizleri
- Stres ve Kısırlık
Tamamını >>

HETEROTOPİK GEBELİK

DIŞ GEBELİK (EKTOPİK GEBELİK) VE RAHİM İÇERİSİNDE NORMAL GEBELİĞİN BİRLİKTE GÖRÜLMESİ

Hem rahim içerisinde hem rahim dışarısında iki adet gebeliğin aynı anda bulunmasına heterotopik gebelik denir. Gebelik normalde döllenmeden sonra rahim içerisine yerleşir ve burada gelişerek doğuma kadar ilerler. Nadiren gebelik rahim dışarısında tüp veya başka bir organa yerleşirse buna dış gebelik (ektopik gebelik) adı verilir, ektopik gebelik ağrı ve karın içerisine kanama (halk arasında iç kanama) gibi hayati tehlike yaratan durumlarda neden olabilir. Dış gebelik  ilaç tedavisi veya ameliyat ile tedavi edilir, gebeliğin büyüyerek doğum ile sonlanması mümkün değildir.
Heterotopik gebelikte genellikle rahim (uterus) içerisinde bir veya ikiz gebelik ve rahim dışında (genellikle tüpte) bir gebelik bulunur. Çok nadiren rahim içerisindeki gebeliğe ek olarak her iki tüpte de birer gebelik bulunabilir yani toplam 3 gebelik vardır (kaynak). Daha nadir olarak rahim içerisindeki gebeliğe ek olarak sağ veya sol tüpten birisinde ikiz gebelik bulunabilir. Heterotopik gebelikteki dış gebelikler tüp dışında yumurtalık (over), rahim ağzı (serviks) ve karın içerisi gibi bölgelerde de oluşabilir.

Heterotopik gebelik sıklığı:
Heterotopik gebeliğin sıklığı eski yıllarda genellikle otuz binde bir olarak bildirilmiştir. Ancak bu oran spontan yani kendi kendine oluşan heterotopik gebeliklere ait bir orandır. Oysa günümüzde heterotopik gebeliklerin çoğu tüp bebek (IVF, ICSI, yardımcı üreme yöntemleri)  uygulamaları sırasında oluşmaktadır ve bu nedenle sıklığı çok artmıştır. Tüp bebek uygulamaları sırasında heterotopik gebelik görülme sıklığı %1-2'ye kadar çıkabilmektedir. Özellikle tüp bebek sırasında birden fazla embriyo transferi yapıldığında bu risk daha fazla artmaktadır.

Nedenleri:
Dış gebeliğe neden olan faktörler aynı şekilde heterotopik gebelik açısından da risk artışına neden olmaktadır. Bunlar daha önce karın içerisinde ameliyat geçirmek, pelvik enfeksiyon geçirmek, daha önce dış gebelik geçirmek, endometriozis gibi nedenlerdir. Son yıllarda tüp bebek uygulamalarındaki artış heterotopik gebeliğin sık görülmesinin başlıca nedenidir.

Tanı ve Belirtiler:
Heterotopik gebeliklerin neredeyse yarıya yakın önemli bir kısmında tanı dış gebeliğe bağlı acil şartlar oluştuktan sonra yani acil yapılan ameliyat sırasında dış gebeliğin görülmesi ile konur. Normal gebeliği olan hamile bir hastada aynı anda bulunan ektopik gebeliğin ultrason ile izlenmesi her zaman mümkün olamamaktadır, normal gebelik dış gebeliğin izlenmesini güçleştirmektedir. Ayrıca dış gebelik teşhisinde kanda bakılan Beta-HCG hormon düzeyinin takibi en önemli kriterdir ancak normal gebeliği bulunan bir hastada BHCG hormonu zaten yüksek olacağı için heterotopik gebelik teşhisinde bu yöntem kullanılamamaktadır. Bu nedenle erken tanı çoğunlukla mümkün olmamaktadır ve hasta karın ağrısı, karın içi kanama gibi belirtilerle başvurduğunda yapılan ameliyat sırasında farkedilmektedir. Bazı durumlarda özellikle tüp bebek ile hamile kalan hastalarda şiddetli kasık ağrısı gibi uyarıcı belirtilerin olması neticesinde yapılan ultrason ile dış gebelik erkenden tespit edilebilmektedir.

Tedavi:
Hem normal gebeliğin hem dış gebeliğin aynı anda olması durumunda dış gebeliğin ameliyat ile tedavisi gerekir, bu durumda rahim içerisindeki normal gebeliğe dokunulmadan devam etmesine fırsat verilir ancak ameliyat ve anestezinin etkisinden dolayı belli bir oranda rahim içerisindeki gebelik kaybedilebilmektedir. Dış gebeliğin tedavi edilmesinden sonra rahim içerisindeki gebeliklerin yaklaşık %75'inin sağlıklı olarak doğumla sonuçlandığı bildirilmiştir. Heterotopik gebelikte dış gebelik tedavisi için meterotreksat ilaç tedavisi verilememektedir çünkü bu ilaç rahim içerisindeki normal gebelik için son derece zararlıdır. Ameliyat ile dış gebeliğin alınması açık ameliyat veya laparoskopik (kapalı ameliyat) yöntemleri ile yapılabilmektedir.

Nadiren mevcut ektopik gebeliğin (dış gebeliğin) tedavi edilmeden kendi kendine regresyona uğraması yani kendi kendine gelişmesinin durarak kaybolması görülebilmektedir. Bu konuda bir örnek vaka bildirimi 1993 yılında: Her iki tüpte bulunan ektopik gebelik ve rahim içerisinde ikiz gebelik birlikteliği. Ektopik gebelikler tedavi edilmeden izlenmiştir ve sonuçta ikiz bebekler canlı olarak dünyaya gelmiştir (kaynak).

2009 yılında yayınlanan diğer bir ilgiç vaka bildiriminde hastanın ilk tüp bebek denemesinde "ikiz dış gebelik" tespit edilmiştir, hastanın sol tüpündeki ikiz gebelik ameliyat ile tüp alınarak tedavi edilmiştir. Hastaya 2 yıl sonra tekrar uygulanan tüp bebek tedavisinde rahim içerisinde tekiz gebelik ve sağ tüpte dış gebelik tespit edilmiştir. Bu kez sağ tüp laparoskopik ameliyat ile alınmış ve rahim içerisindeki gebelik takip edilerek normal doğum ile sağlıklı bir bebek dünyaya gelmesi sağlanmıştır (kaynak).

2008 yılında Akdeniz Üniversitesinde bildirimi yapılan ilginç bir vaka: Hasta kendiliğinden hamile kalmıştır, tüp bebek vb. tedaviler uygulanmamamıştır. Bu şekilde hamile kalan hastanın sağ tüpünde ikiz gebelik ve rahim içerisinde normal tekiz bir gebelik tespit edilmiştir. Laparatomi ile sağ salpenjektomi yapılmıştır (kaynak). Dış gebeliklerin çok az bir kısmının ikiz olabileceği bilinmektedir, yaklaşık 200 dış gebelikte bir tek tüpte ikiz gebeliğe rastlandığı bilinmektedir.

İlgili Konular:
- Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)
- Tüp Bebekte Dış Gebelik Riski
- Abdominal Gebelik
Ovaryan Gebelik
Tamamını >>

GEBELİĞİN AKUT YAĞLI KARACİĞERİ

HAMİLELİK VE AKUT YAĞLI KARACİĞER
Gebeliğin akut yağlı karaciğeri (GAYK) (Acute fatty liver of pregnancy, AFLP) denilen hastalık  hamilelik sırasında görülen nadir ama ciddi hastalıklardan birisidir. Gebeliğin özellikle son aylarında 30. haftadan sonra doğuma kadar veya nadiren doğumdan sonra lohusalık döneminde görülebilmektedir. Yaklaşık 10-15 bin gebelikte bir görülen nadir bir durumdur. İkiz gebeliklerde, ilk gebeliklerde ve bebeğin erkek olduğu gebeliklerde daha sık görülmektedir.

Belirtiler:
Halsizlik, yorgunluk, sarılık, kaşıntı, bulantı, karın ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Hastalığın şiddetli olması durumunda anne hayatını tehlikeye atabilecek komplikasyonlar gelişebilmektedir. Maternal mortalite %10 civarında, fetal mortalite %20 civarında  değişmektedir. Pıhtılaşma bozukluğuna bağlı mide-barsak kanamaları meydana gelebilir. Preterm eylem %70 civarında görülür.

Bulgular:
- Hipofibrinojenemi
- Hipoalbumünemi
- Hipokolesterolemi
- Hipoglisemi
- Pıhtılaşma zamanında uzama, koagülopati
- Hepatik ensefalopati
- Serum transaminaz yüksekliği
- Hemoliz
- Proteinüri
- Böbrek yetmezliği
- Ensefalopati
- DIC

Teşhis:
ALT ve AST gibi karaciğer enzimlerinde yükselme saptanır. Biluribin düzeyleri yükselir. Karaciğerdeki hasar nedeniyle pıhtılaşma faktörleri üretimi bozulur ve pıhtılaşma (koagulasyon) bozukluğu meydana gelebilir. Trombositopeli sık görülür. Böbrek fonksiyon testlerinde bozulma meydana gelebilir. Protrombin zamanında uzama görülür. Tansiyon yüksekliği nadiren olabilir, genelde tansiyon normaldir. Bazı hastalarda portal hipertansiyona bağlı asit meydana gelebilir. Hipoglisemi meydana gelebilir.
Ultrason ile karaciğerde yağlanma olduğu izlenir. Karaciğer biyopsisinde de yağlanma izlenir ancak pıhtılaşma bozukluğu meydana gelen hastalarda karaciğer biyopsisi yapılamaz. Her zaman biyopsi yapılması tanı için şart değildir. Karaciğerde yağlanma izlenen her gebe "gebeliğin akut yağlı karaciğeri" olduğu anlamına gelmez, başka nedenlere bağlı da karaciğerde yağlanma gelişebilir.
Hepatitler ve HELLP sendromu gibi diğer karaciğer hastalıkları ile ayırıcı tanı yapılması gerekir.

Tedavi:
Gebeliğin akut yağlı karaciğeri doğum gerçekleştikten sonra hızla gerileyen bir hastalık olduğu için tedavide genellikle bir an önce gebeliğin doğum ile sonlandırılması tercih edilir. Bu nedenle sıklıkla erken doğum gerçekleşmesine neden olur. Doğumun hızla gerçekleşebileceği veya spontan başladığı durumlarda normal doğum da mümkün olabilir ancak sıklıkla sezaryen gerekmektedir acil doğum için. Kan transfüzyonu ve pıhtılaşmanın düzeltilmesine yönelik tedaviler sıklıkla gerekir. Koagulasyon bozukluğundan dolayı doğum sırasında aşırı kanama riski olabilir.


İlgili Konular:
- Gebelikte Karaciğer Enzimleri
- Gebelik İntrahepatik Kolestazı (Gebelik Kaşıntısı)
Tamamını >>



UYARI: Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır.
Yazıların her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz. devamı >>

"Gebelik ve kadın hastalıkları konusunda ayda 1 milyondan fazla ziyaretçi sayısı ile en çok tıklanan, en geniş içerikli site"