HAMİLELİKTE HAFTA HAFTA BEBEĞİNİZ
[ 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 ]
[ 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30 - 31 - 32 - 33 - 34 - 35 - 36 - 37 - 38 - 39 - 40 - 41 ]
MUAYENE ADRESİM:
Randevu: 444 44 84 (Op. Dr. Dinçer Yıldırım)

KAPALI MİYOM AMELİYATI (LAPAROSKOPİK MYOMEKTOMİ)

Miyom (myoma uteri) kadınlarda en yaygın görülen iyi huylu tümörlerden birisidir. Miyomlar her zaman tedavi veya ameliyat gerektirmezler ancak ameliyat gerektiren myomlar için uygulanan tekniklerden birisi de laparoskopik ameliyat yöntemidir. Her miyom için laparoskopik ameliyat mümkün değildir ancak mümkün olan hastalarda çeşitli avantajlar içerir. Laparoskopik miyom ameliyatının açık yöntemle yapılan miyom ameliyatına göre başlıca avantajları karında daha az yara izi olması, ameliyat sonrası iyileşme süresinin daha kısa olması, yara yeri enfeksiyonu riskinin çok düşük olması, ameliyat sonrası daha az ağrı olmasıdır. Açık yöntemle ve diğer yöntemlerle miyom ameliyatı yapılması hakkında bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Laparoskopi (kapalı ameliyat) miyomlar dışında da karın içerisindeki bir çok hastalığın tedavisi için jinekolojide ve diğer branşlarda yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir, laparoskopi hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Laparoskopik (kapalı) miyomektomi subseröz ve intramural miyomlarda tercih edilir (bkz: miyom türleri). Ameliyat planlanan bir miyom hastasında laparoskopik yöntemin tercih edilmesi esnasında en önemli kriter cerrahın tecrübesidir. Bu yöntemde tecrübeli olan cerrahlar kendi tecrübeleri doğrultusunda laparoskopi için uygun vakaları seçseler de genellikle çok büyük olmayan (8-10 cm'den küçük), ve 4'ten az sayıda myomu bulunan hastalar tercih edilmektedir. Bazı araştırmalar 4 ve daha fazla miyom varlığında, intraligamanter miyomlarda, büyük miyomlarda laparoskopi uygulandığında komplikasyon oranında artış olduğunu bildirmiştir (kaynak). Ameliyattan önce miyomların yeri ve büyüklükleri ultrasonografi ile dikkatlice değerlendirilir hatta bazı durumlarda MR ile değerlendirilir. MR miyomların boyutu ve lokalizasyonu konusunda, adenomyozis varlığı konusunda daha net bilgi verebilmektedir.

Laparoskopik myom ameliyatında myomlar rahim duvarından çıkarıldıktan sonra karın dışarısına genellikle "morselatör" denilen alet ile parçalanarak alınır.

Ameliyattan sonra miyomlar tekrar oluşur mu?
Açık ameliyatta olduğu gibi laparoskopik myomektomiden yıllar sonra da miyomların tekrarlama riski vardır. Tekrar miyom oluşma riski ameliyat sırasında 35 yaşından genç olanlarda ve çok sayıda miyom varlığında daha fazladır, bir veya iki myom nedeniyle uygulanan ameliyatlardan sonra tekrar miyom oluşma riski düşüktür (kaynak). Daha sonraki yıllarda tekrar miyom oluşsa dahi bunların büyük kısmı tekrar ameliyat gerektirmemektedir. Yapılan araştırmalarda miyom ameliytatının laparoskopik (kapalı) veya açık yöntemle yapılmasının tekrarlama açısından fark yaratmadığı gözlenmiştir (kaynak).

Laparoskopik (kapalı) miyom ameliyatı sonrası:
- Hamilelik planlayanların ameliyattan sonra en az 6 ay korunmaları önerilir. Daha erken dönemde gebe kalınması riskli olabilir.
- Laparoskopik miyom ameliyatı olanlar ameliyattan sonra kendini iyi hissettiğinde, ağrı hissetmediğinde cinsel ilişkiye başlayabilir. Bu süre genellikle 15-30 gün arasında değişir.
- Laparoskopik miyomektomi ameliyatından genellikle bir veya iki gün sonra hasta taburcu edilir ve bir hafta sonra kontrole gelmesi önerilir. İlk kontrollerden sonra 6 ay veya yılda bir kontroller ile takibe devam edilir.
- Ameliyat sonrasında hastanın günlük hayatındaki her işi rahat yapabilmesi 1-2 hafta içerisinde gerçekleşir. Çalışan hastalar işlerine 2-4 hafta arasında dönebilmektedir genellikle. İyileşme süreci açık ameliyata göre daha kısa sürer ve daha ağrısız geçer.


İlgili Konular:
- Myomektomi (Miyom Alınması Ameliyatı)
- Miyom Nedir?
- Miyom Tedavisi
- Miyomlarda Embolizasyon Tedavisi


HAMİLELİKTE VE DOĞUMDAN SONRA İDRAR KAÇIRMA (İDRAR TUTAMAMA)

GEBELİK DÖNEMİNDE VE DOĞUM SONRASI  İDRAR KAÇIRMA 
Hamilelik sırasında idrar kaçırma (idrarını tutamama, üriner inkontinans) problemi oldukça yaygın rastlanan bir durumdur. Hamilelikte sık idrara çıkma hemen her zaman görülen bir durumdur ve normal bir durum olarak kabul edilir; bu duruma bazen idrar kaçırma eşlik edebilir. Bazı hamilelerde ara sıra ve az miktarda idrar kaçırma olurken bazı hamilelerde daha ciddi boyutlarda olabilmektedir. İdrar kaçırma şikayetine gebeliğin ilk 3 ayında nadiren rastlanır, 4. aydan sonra artmaya başlar, gebeliğin son aylarında da yaygındır. Bütün hamilelerin yaklaşık yüzde 50'si idrar kaçırma durumu ile karşı karşıya kalmaktadır. Genellikle doğumdan sonra lohusalık döneminde idrar kaçırma problemi kendiliğinden ortadan kalkar ancak nadiren devam edebilir.

Hamilelerde idrar kaçırma nedenleri:
- Gebelik süresince büyüyen uterusun (rahim) mesaneye baskı yapması
- Mesane ve mesane boynundaki sfinkterin anatomik olarak yer değiştirmesi
- Gebelikte artan progesteron hormonunun mesane sfinkter kaslarında gevşemeye neden olması

 Gebelik sırasında görülen idrar kaçırma genellikle "stres inkontinans" şeklindedir yani öksürme, hapşırma, gülme, egzersiz, ani hareket gibi mesane üzerine basıncı arttıran durumlarda gerçekleşen idrar kaçırmadır.
Gebelik sırasında nadiren "urge inkontinans" denilen aniden sıkışma ve tuvalete yetişememe şeklinde gerçekleşen idrar kaçırma da meydana gelebilir. Bu durumda hasta acilen tuvalet ihtiyacı hisseder ve tuvalete yetişmeye çalışır ve tuvalete oturamadan bir miktar idrar kaçırır. Bu tip idrar kaçırma gebelikte nadiren görülür.

Tedavi ve önlem:
Hamilelik sırasında idrar kaçırmayı önlemek için en kolay ve faydalı yöntem Kegel egzersizi yapmaktır. Kegel egzersizi herkesin evinde kısa sürede kendi kendisine yapabileceği basit ve etkili bir yöntemdir. İdrar torbası etrafındaki ve pelvis tabanındaki kasları güçlendirerek istemsiz idrar kaçırmaları engeller. Kegel egzersizleri hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kegel egzersizine başlar başlamaz fayda beklenmemelidir, hergün düzenli olarak egzersiz yapan kişide genellikle 4-6 hafta sonunda fayda görülmeye başlanır. 6 hafta boyunca Kegel egzersizi yapılmasına rağmen fayda görülmemişse başka tedavi yöntemleri için doktora danışılmalıdır.
İdrar kaçırma zamanlarını not etmek ve çizelge oluşturmak işe yarayabilir. Buna göre gün içerisinde idrar kaçırma olan saatler belirlenir ve bu saattler yaklaştığında planlı olarak idrar yapılırsa idrar kaçırma engellenebilir.

DOĞUMDAN SONRA İDRAR KAÇIRMA
Doğumdan hemen sonraki aylarda idrar tutamama şikayetine yaklaşık %20-30 oranında rastlanmaktadır (postpartum üriner inkontinans). İdrar tutamama şikayeti normal doğumdan sonra daha sık görülmekle beraber sezaryen ameliyatından sonra da görülebilmektedir (kaynak). Bazı araştırmalarda elektif sezaryen doğum sonrası stres üriner inkontinansın normal doğuma göre daha az görüldüğü ancak ilerlemeyen doğum eylemi nedeniyle uygulanan sezaryenlerden sonra oranın normal doğuma benzer görüldüğü belirtilmiştir (kaynak). Bu tür çalışmalarda stres inkontinansın doğum eylemi sırasında pelvik taban doku ve kaslarında meydana gelen hasara bağlı geliştiği vurgulanmıştır.
Doğum sırasında spinal veya epidural anestezi uygulanan hastalar doğumdan sonraki ilk günlerde geçici idrar kaçırma problemi yaşayabilirler, bu tür anestezinin idrar kaçırma şeklinde kalıcı etkisi olmaz.
Kegel egzersizlerine gebelik sırasında ve doğum sonrasında devam etmek doğumdan sonra idrar kaçırmaları önlemek açısından faydalıdır. Doğumdan sonra en az 3 ay düzenli yapılması önerilir.
Doğumdan sorraki aylarda aşırı çay içmek, kahve tüketimi, kolalı içecekler ve alkol tüketimi mesane kontrolünü azaltır; bu tür içeceklerden kaçınmak idrar kontrolünü kolaylaştırır. Bu önlemlere rağmen geçmeyen idrar kaçırma (üriner inkontinans) mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir.


İlgili Konular:
- Gebelikte Kegel Egzersizi
- Gebelikte Sık İdrara Çıkma
- Gebelikte İdrarda Kan Olması
- Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu


EMZİRİRKEN ALKOL KULLANMAK BEBEK İÇİN ZARARLI MI?

DOĞUM SONRASI LOHUSALIK DÖNEMİNDE ALKOL KULLANMAK
İçkiler yoluyla alınan alkol annenin kanındaki düzeyle orantılı olarak anne sütüne geçebilmektedir. Alkollü içecekleri içmeye başlandıktan yaklaşık 30-60 dakika sonra anne sütünde alkol düzeyi maksimuma ulaşır.  Anne sütündeki alkol düzeyi anne kanındaki düzeyle hemen hemen aynıdır, artış birbirine paralel olarak sürer. Alkollü iken göğüslerden süt akışının güçlü ve bol olmadığı görülür çünkü alkol süt akımını yavaşlatır ancak alkolün etkisi geçtikten sonra göğüslerde biriken süt fazlasıyla akacağı için alkolün sütü arttırdığı şeklinde yanlış bir izlenim yaratabilir. Alkol anne sütünü arttırıcı veya faydalı bir etki göstermediği gibi bebeğin emme iştahını ve süresini azaltır. Alkol kullanımı anne sütünün kokusunu ve tadını değiştireceği için bebek emmeyi rededebilir.

Doğumdan sonra lohusalık ve emzirme dönemi boyunca alkol tüketimi bebekte uyuşukluk, derin uyku hali, güçsüzlük gibi etkiler meydana getirebilir. Her gün düzenli alkol tüketiminin bebek üzerindeki uzun dönem etkileri tartışmalı bir konudur; bazı araştırmalarda bebekte motor ve zihinsel fonksiyonlarda gerileme yaptığı bildirilse de her araştırma bunu onaylamamıştır. Bira, rakı, şarap gibi alkolün türü fark yaratmaz, hepsinde aynı etki beklenir. Alkolden dolayı bebeğin zarar görmesini en aza indirmek için alkol alımı bittikten sonra en az 2-3 saat emzirmemek gerekir, bu nedenle alkol almaya başlamadan hemen önce bebeğin emzirilmesi iyi olur. Kronik düzenli alkol tüketimi  ara sıra az miktarda gerçekleşen sosyal içiciliğe göre çok daha fazla zarar verme potansiyeline sahiptir. Bebeklerin alkolü metabolize etmesi erişkinlere göre yarı yarıya daha yavaştır.

Hafif bir alkol alımı sonrası anne sütünden alkolün temizlenmesi yaklaşık 2 saat sürse de bu annenin kilosuna, aldığı alkol miktarına, içme hızına göre değişiklik gösterebilir. Fazla alkol tüketiminde anne sütünden alkolün tamamen temizlenmesi 6 saati bulabilir. Alkol alırken bol su içmek, kahve içmek, yürüyüş yapmak, göğüsleri sağmak gibi işlemler sütteki alkol miktarının daha hızlı azalmasını sağlamaz.

Özetle: Emzirme döneminde arada bir nadiren alınan az miktarda (1 veya 2 bardak) alkolün bebek üzerine olumsuz etkisi olduğu düşünülmemektedir, özellikle alkolden sonra 2 saat emzirme yapılmazsa hiçbir yan etki beklenmez. Ancak hergün düzenli ve fazla miktarda alkollü içki tüketilmesi bebek üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir ve annenin bebeği sütten erken kesmesine neden olabilir.

Kaynaklar:
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24118767
http://www.drugs.com/breastfeeding/alcohol.html
Alcohol During the Nursing Period - Bavarian Health and Food Safety Authority


İlgili Konular:
- Emzirirken Sigara İçmek Bebek İçin Zararlı mı?
- Hamilelikte Alkol Kullanmanın Zararları
Emzirme
Emzirmenin Anneye Faydaları
Emzirmenin Bebeğe Faydaları
Anne Sütü
- Annenin Süt Miktarını Etkileyen Faktörler 


EMZİRİRKEN SİGARA İÇMEK BEBEK İÇİN ZARARLI MI?

DOĞUMDAN SONRA SİGARA İÇMEK BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Doğumdan sonra ve lohusalık döneminde sigara kullanmak, gebelikle ve bebekle ilgili bir takım problemlere neden olabilir. Gebelik sırasında sigara kullanmanın zararları hakkında bilgilere buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazıda doğumdan sonra lohusalık döneminde ve sonrasında emzirme süreci boyunca sigara içmenin bebek sağlığı üzerine etkileri özetlenmiştir.

Sigara içerisindeki maddeler süte geçer mi?
Sigara içen annelerin bebeklerini emzirme konusunda daha başarısız oldukları, daha kısa süre emzirdikleri ve süt miktarının, süt kalitesinin daha kötü olduğu bir gerçektir (kaynak). Sigara içen anneler daha erken emzirmeyi kesip ek gıdalara geçmektedir. Bunun dışında merak edilen bir konu da sigaradaki zararlı maddelerin ve nikotinin anne sütüne geçip geçmediğidir. Yapılan araştırmalarda sigara içen hatta sigara içilen ortamda bulunan (pasif içici) annelerin sütünde nikotin ve diğer maddelere rastlanmıştır (kaynak). Bu nedenle emziren annelerin sigara kullanması bebek için zararlıdır, sigaradaki zararlı maddeler bebeğe de geçmektedir. Emzirme döneminde sigara içen annelerin bebeklerinde huzursuzluk, kusma, kolik (gaz) ağrıları daha sık görülmektedir. Sigara anne sütünün tadını ve kokusunu değiştirebilmektedir, bu nedenle bazı bebekler emmeyi reddetmektedir.

Emzirirken sigara içen annelere bebeğe anne sütü yerine mama veya hazır süt vermeleri önerilmez çünkü bu nedenle bebeği anne sütünün faydalarından mahrum bırakmak ona daha büyük zarar verecektir. Yani formül mamalarda beslemektense sigara içerken emzirmek daha az zararlı kabul edilmektedir.

Emzirirken sigara içen annelere öneriler:
- Sigara içmenin üzerinden ne kadar çok vakit geçerse sütteki nikotin miktarı o kadar azalmaktadır, bu nedenle sigara içtikten hemen sonra bebek emzirilmemelidir. Bir araştırmada anne sütünde nikotin yarılanma ömrü ömrü 97 dakika bulunmuştur (kaynak). Sigara içtikten en az 1-2 saat sonra bebeğin emzirilmesi bebeğin daha az zarar görmesini sağlayacaktır.
- Evde ve arabada bebeğinizle aynı ortamda sigara içmeyin, başkalarının da bebeğin yanında sigara içmesine izin vermeyin. Pasif sigara içimi bebek açısından son derece zararlıdır, solunum yolu hastalıkları ve daha ciddi problemler meydana gelebilir.
- Gün içerisinde mümkün olduğunca az sayıda sigara içmeye çalışın.
- Emzirirken bir yandan sigara içmek asla yapılmaması gereken bir davranıştır. Bu esnada bebek hem anne sütü aracılığıyla hem havadaki dumandan zararlı maddelere çok yüksek oranda maruz kalacaktır.
- Sigara içtiğiniz odayı ve arabanızı havalandırın.
- Sigarayı bırakma danışma hatları ile iletişime geçin.


İlgili Konular:
- Emzirirken Alkol Kullanmak Bebek İçin Zararlı Mı?
- Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları
- Emzirme
- Emzirmenin Anneye Faydaları
- Emzirmenin Bebeğe Faydaları
Anne Sütü
- Annenin Süt Miktarını Etkileyen Faktörler


PRETERM DOĞUMU ÖNLEMEK AMACIYLA PROGESTERON TEDAVİSİ

ERKEN DOĞUMU ÖNLEMEK İÇİN PROGESTERON TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ

Preterm doğum (erken doğum) 37. gebelik haftasından önce meydana gelen doğumlara denir. Preterm eylem tehtidi ise 37. gebelik haftasından önce kontraksiyonların başlaması durumudur. Tüm doğumların yaklaşık yüzde 10'u erken doğum şeklinde gerçekleşmektedir. Yenidoğan dönemindeki ölümlerin çok önemli bir kısmından erken doğumlar sorumludur, bu nedenle erken doğumları önlemek ve tedavisini, komplikasyonlarını en iyi şekilde yönetmek için sürekli yeni protokoller ve yeni ilaçlar araştırılmaktadır. Aşağıda preterm doğumların önlenmesinde progesteron ilaçlarının etkinliği konusunda son yıllarda yapılan araştırmalar ve öneriler kaynakları belirtilerek özetlenmiştir.

Doğumdan önceki haftalarda anne kanında progesteron seviyesinde değişiklik izlenmemektedir ancak doğumdan hemen önce (preterm veya term doğumlarda) fonksiyonel progesteron çekilmesi gerçekleşmektedir. Bu nedenle progesteronun gebelik haftaları boyunca uterin relaksasyondan ve sonrasında doğumun başlamasından sorumlu olduğu düşünülmektedir (kaynak 1, 2). Şubat 2001'de FDA daha önce en az bir preterm doğumu olan hastalarda tekrarlayan preterm doğumun önlenmesi amacıyla progesteron özellikle (hydroxyprogesterone caproate) kullanımını onaylamıştır (kaynak 1, 2). Annenin gebelik sırasında progesteron kullanımı ile ilgili bildirilen en önemli risk erkek bebeklerde hipospadias riskinin artmasıdır (kaynak 1, 2).

Erken doğum önlenmesi amacıyla progesteron kullanımı:
- Daha önce preterm doğum öyküsü olmayan ve servikal uzunluğu bilinmeyen hastalarda preterm eylemi önlemek amacıyla progesteron kullanımı önerilmemektedir. Önerilmesi için yeterli kanıt yoktur.
(Gebelikte düşük-risk hasta grubunda rutin servikal uzunluk değerlendirmesi önerilmemektedir.)
- Daha önce preterm eylem öyküsü olmayan ve servikal uzunluk 20 mm altında ölçülen hastalarda preterm doğum önlenmesi amacıyla progesteron tedavisi önerilmektedir.
- Daha önce preterm doğum öyküsü olan gebeliklerde tekrar preterm doğum gerçekleşmesini önlemek amacıyla 20-37 gebelik haftaları arasında haftada tek doz 250 mg hidroksiprogesteron (intramuskuler) önerilmektedir.
- İkiz-üçüz gebeliklerde preterm eylemin önlenmesi amacıyla progesteron kullanımı önerilmemektedir, faydası ispatlanmamıştır.
- PPROM hastalarında preterm eylem önlenmesi amacıyla progesteron kullanımı önerilmemektedir.

Kaynaklar:
Progesterone and preterm birth prevention: translating clinical trials data into clinical practice (2012)
Progesterone Supplementation and the Prevention of Preterm Birth (2011)
ACOG Committee Opinion number 419 (2008)
Progestogens for Prevention of Preterm Birth (2012)


İlgili Konular:
- Preterm Doğum (Erken Doğum)
- Gebelikte Servikal Uzunluk Ölçümü


MUAYENE ADRESİM:
Randevu: 444 44 84 (Op. Dr. Dinçer Yıldırım)
 



YASAL UYARI: Bu site sağlık hizmeti vermemektedir. Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde asla kullanılmamalıdır. Yazıların hiçbiri yazarın izni olmaksızın kullanılamaz. Devamını mutlaka okuyunuz >>

© www.jinekolojivegebelik.com, 2007 - 2014
Şu an sitede ziyaretçi var. Haritada izle >>
jinekolojivegebelik.com aylık 1 milyondan fazla ziyaretçi sayısıyla en çok ziyaret edilen hamilelik sitesidir.