SİTEMİZ NORMAL YAYIN HAYATINA DÖNDÜ

Bir önceki yazıda açıklandığı gibi Blogger.com 'a getirilen erişim yasağından gerekmediği halde dolaylı olarak kısmen etkilenen sitemiz bu akşam itibariyle yasağın kalkmasından dolayı normal yayın hayatına dönmüştür. Sorunsuz bir şekilde sitedeki bütün resim ve yazılara erişilebilmektedir.

Wikipedia sitesinde blogger terimine "In October 2008 Turkey blocked access to Blogger" bilgisinin eklenmesi örneğinde olduğu gibi ülkemizdeki internet yasaklamalarını bütün dünyaya duyurmuş ve ansiklopedilere kaydettirmiş olduk. Umarız yakın zamanda internet ve erişim düzenlenmesi konularında ülkemizde uzman bir kurul oluşturulur ve blogger, youtube benzeri birçok siteden mahrum olmadığımız gibi zararlı içerik bulunduran sitelerden de daha efektif şekilde korunmuş oluruz.
Tamamını >>

GOOGLE'A VE İNTERNETE ERİŞİM -HENÜZ- TAMAMEN ENGELLENMEDİ !

jinekolojivegebelik.com da neden dizayn bozuk görünüyor ve resimler izlenemiyor ?

Başlıktada yazdığı gibi google'a erişim -henüz- mahkeme kararı ile engellenmedi fakat google'ın en büyük, en güzel ve en faydalı (üstelik ücretsiz) hizmetlerinden birisi "blogger"a (www.blogger.com) erişim mahkeme kararı ile engellendi. Belki onbinlerce siteden sadece birkaçının uygunsuz içerik yayınlamasından dolayı bu site gibi binlerce faydalı siteye de erişim engellenmiş oldu. Binlerce web sitesi sahibi insanın emeğine yazık oldu.

Bütün blogger sitelerine mahkeme kararı ile erişim engellendiği için blogger tabanlı olan web sitemdeki resimler de görüntülenemez hale gelmiştir. Bu aksaklığı kısa sürede düzeltmeye çalışacağım. Binlerce siteye erişim tamamen imkansız hale geldi, bu site gibi bazılarında ise sadece resimler izlenemiyor. Bu sitedeki bütün yazılara sorunsuz ulaşabilirsiniz.

Türkiyede'de binlerce blogger sitesi olduğu ve bunların milyonlarca ziyaretcisi olduğu ve blogger'ın google'ın en güzel (ve hemen hemen hiç zararlı içerik barındırmayan) hizmetlerinden birisi olduğunu düşünerek bu mahkeme kararının büyük ihtimalle bir yanlışlık sonucu verildiğini anlıyoruz ve kısa sürede düzeltileceğini umuyoruz ve bu yüzden yakında Google'a veya internete tamamen erişim engellenir mi diye bir endişeye kapılmıyoruz !

Blogger.com 'a ulaşmaya çalıştığımızda karşımıza çıkan yazı:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.

Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/2761 of T.R. Diyarbakır 1st Criminal Court of Peace.
Tamamını >>

TÜRKİYE'DE İLK BAYAN KADIN-DOĞUM UZMANI: DR. PAKİZE İ. TARZİ

İlklerin kadını olan Dr. Pakize İ. Tarzi’nin, günümüze kadar izler bırakan hayatı, 1909 yılında Halep’te başlar. Çocukluğunu, Ziraat Bankası’nda çalışan babasının görev yaptığı şehirlerde geçiren Dr. Tarzi’nin en büyük uğraşı, sokaktaki hasta hayvanlara sahip çıkmaktır.
Eğitim hayatına, mürebbiyesinin Fransızca öğretmesi ve özel öğretmenlerinin evde verdiği derslerle başlar. Henüz küçük bir kız çocuğuyken savaşla karşı karşıya gelen Pakize Tarzi, 1918’de, yaşadığı şehir olan Şam’ın işgaliyle yuvasını terk edip bir gecede Adana’ya gitmek zorunda kalır. Ancak ailesinin burada kurduğu hayat uzun ömürlü olmaz. Fransa’nın Adana’yı işgal etmesiyle Dr. Tarzi ve ailesi, apar topar Konya’ya yerleşir. Ortaokulu, Konya’daki Sörler Okulu’nda tamamlayan Dr. Tarzi, hayatının en acı olaylarından birini de bu zamanlarda yaşar. Evlerinde, bir “Kuvayımilliyeci” olan amcasının bulunması, ailenin Delibaş Ayaklanması sırasında isyancıların saldırısına uğramasına neden olur. Bu saldırı sırasında, Dr. Tarzi’nin ablası Kamiyap ağır yaralanır ve tüm uğraşlara rağmen kurtarılamaz. Bu olay Dr. Tarzi’yi derinden etkiler ve ailesi tüm zor koşullara rağmen ayakta kalmaya çalışır. Ailenin Bursa’ya taşınmasıyla Dr. Tarzi, Bursa Amerikan Kız Koleji’nde yatılı olarak okumaya başlar. Kendisi sevilen, başarılı bir öğrenci ve sporcudur. Öğretmenleriyle yaptığı akşam sohbetleri, ona gelecek hakkında pek çok ders verir. Özellikle, bir konuşma sırasında öğretmeninin “Doktor olsan da kadınlığını unutma!” sözü onu çok etkiler. Hayatı boyunca sürdürdüğü başarılı doktorluğunun yanı sıra dikkatleri de üzerine çeken bir hanımefendi olmasına, belki de bu söz zemin hazırlar. Bu sıralarda cumhuriyet ilan edilir. “Cumhuriyet ülkemizin kuruluşunun ve biz kadınlara verilen imkânların güvencesiydi” sözüyle, Dr. Tarzi bu olayla yaşadığı güven ve mutluluğu anlatır.

Doktorlukla Tanışması...

Pakize Tarzi’nin doktorluğa olan ilgisi, özellikle bu senelerde yoğunlaşır. Bakaloryasını elde ettiği anda kararını doktorlukta kılan genç kıza, ailesi karşı çıkar. Doktorluk büyük bir sorumluluk ve ağır bir yüktür. Kızının yıpranacağını düşünen ve bu isteğini desteklemeyen babası, onu Lozan Üniversitesi Tarih Fakültesi’ne yazdırır. Ancak Dr. Tarzi, kararlılığı ve doktorluk sevgisiyle ailesini ikna eder. Yaşının üniversite için henüz küçük olması sorunu mahkemeyle halledilir ve Dr. Tarzi, İstanbul Darülfünun’da Fizik- Kimya Bilimleri okumaya başlar. Dersler ve tıp dili önce onu zorlar. Ancak profesörlerinin de desteğiyle asla pes etmez. Önceleri histolojiyle ilgilenen Tarzi, laboratuvarlarda gönüllü olarak çalışmaya başlar. Tıbbın üçüncü senesinde, ilk kez hastalarla yüz yüze gelir ve ameliyatları gözlemler. “Amatörlük yılı”nı önce hariciyede, daha sonra histolojide geçirir. Zamanla tıbbiyenin gözdesi olan Dr. Tarzi’ye, pek çok kez yurt dışından gelen yabancı tıp öğrencileriyle ilgilenme görevi verilir. Özelikle bir grup Fransız öğrenciyle kurduğu gerçek dostlukları unutamaz. Bu görevler onun için “onur verici” dir. Mustafa Kemal Paşa’nın, bayan tıp öğrencilerinin köyleri görmelerini istemesiyle başlayan Anadolu projesi de onun için önemli bir tecrübe olur. Üç hafta boyunca Anadolu köylerini gezen Dr. Tarzi, kadınlara, geçirdikleri rahatsızlıklarda hastanelere gitmeyi ve ilaç kullanmayı öğütler, onları bilinçlendirmeye çalışır. Eğitimi sırasında, fakülteyi temsilen Yıldız Sarayı’nda toplanan Uluslararası Kadınlar Kongresi’ne de katılan Pakize Tarzi, yabancı kadın delegelere ülkemizin gelişmesini ve devrimlerini anlatır. Onların gözünde “Yeni Türk kadınının doğuşu”nu simgeler. Dr. Tarzi, tıbbiyeye gelen yabancı profesörlerin de dikkatini çeker. Özellikle Dr. Ocean Lang, kendisine Amerika’da okumaya devam etmesi için bir teklif yapar. Dr. Tarzi’nin cevabı “Ben bu toprağın kızıyım, buradan kopamam.” olur. .

Meslek Aşkıyla Dolu Bir Hayat...

Dr. Tarzi, tıp eğitiminin birinci senesinde, ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’le karşılaşır. Haydarpaşa garındaki karşılamada, Atatürk’e tıbbiye adına çiçek verir. Ancak yüce öndere duyduğu büyük saygı onu heyecanlandırır ve konuşamaz. Doktorluk eğitimi gittikçe ağırlaşan Tarzi’nin, gece nöbetleri başlar. Kadın doğum servisinde bulunur, laboratuvarda gebelik testleri üzerinde çalışır. İlk doğumunu da bir gece nöbetinde başarıyla yaptırır. Daha sonra iç hastalıkları stajında, tüberküloz bölümünde görev yapar, uzun uzun sohbetler ederek hastalara moral verir. Hastane dışındaki en sakin anlarında bile sürekli hastalarını düşündüğünü itiraf eder. 1932 yılında mezun olan Dr. Pakize Tarzi’nin, içi meslek aşkıyla doludur. Bu heyecanını “O gün dünyada yalnız ben vardım sanki. Bütün dünyanın acılarını ben dindirecektim” sözüyle dile getirir. O sene “Üniversite Reformu” gerçekleşir ve bu reform sürecinde, Almanya’daki Nazi rejiminden kaçan birçok bilim adamının katkılarından yararlanılır. Haseki Kadın Hastalıkları Kliniği’nin başına da Prof. Dr. Wilheim Liepmann ( 1878 – 1939 ) getirilir. Dr. Tarzi de yeni üniversitenin ilk kadın asistanı olarak, Prof. Dr. Liepmann’la çalışmaya başlar. Onunla pek çok ameliyata girer ve o dönemin koşullarında gerçekleştirilmesi güç tedavileri uygular. Geleceğine büyük katkı sağlayan o günleri; “Din ve ırk ayrımı sürüp gittikçe insanların mutlu olamayacaklarını düşünürüm, Türkiye’deki Alman profesörleri her hatırlayışımda…” sözleriyle anar. Dr. Tarzi, İstanbul Üniversitesi 1. Kadın Doğum Kliniği’nin ilk kadın uzmanı sıfatını elde ederek üniversiteden ayrılır ve ilk muayenehanesini açar. Yakın zamanda gazetecilerin yoğun ilgisiyle karşılaşır. Gazete ve dergilerde “ilk bayan kadın doğum doktoru” hakkında yazılar göze çarpmaya başlar. 1935 yılında, Afgan Kralı Amanullah Han’ın yeğeni Fettah Tarzi ile hayatını birleştiren Pakize Tarzi, eşinin işleri gereği Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yaşar. Ancak bu durum onu mesleğinden koparmaz. Roma’da diplomasını onaylatır ve üniversitede çalışmaya başlar. Kraliçe adına açılan bir dispanserde ise kadın doğum hastalarını muayene eder. Bu sırada ilk kızı Fatma’yı doğurur.

Türk Tıbbı İçin Dönüm Noktası...

İstanbul’a döndüğünde histoloji bölümünde yardımcı doçentliğe başlayan Dr. Tarzi, neredeyse kendi yaşında gençlerin hocası olmanın gururunu yaşar. Doçentlik için tez çalışmalarına da başlar. Ankara'dan gelen bir başka adayın -kuvvetle muhtemel- önceden planlanmış başarısı bile onu yıldırmaz. Tezi kabul edilir. Sınav ameliyatı çok başarılı geçer; fakat ders verme bölümünde, istenen 45 dakikalık süreden kısa sürdüğü gerekçesi ile doçentliği kabul edilmez. O da istifasını verip üniversiteden ayrılır. Bu ayrılış, belki de Türk tıbbı için bir dönüm noktası olur. Dr. Tarzi, Kadın ve Doğum dalının onu ne kadar derinden etkilediğini şu sözleri ile ifade eder: “Kadının yaratıcı gücünün etkisindeydim, her doğum benim için bir mucizeydi. Kadın; sevgi yoluyla, şefkat yoluyla, kendi varlığına yerleştirdiği bir unsuru, kendi kanı, canı ile besleyerek yeni bir varlık yaratıyordu. Bu yaratış sırasında yüce bir varlığa dönüşüyordu. Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir yücelik…”

Türkiye’nin İlk Özel Kadın Doğum Kliniği...

"Yıllar süren uğraşılardan sonra hamile kalabilmiş bir hastaya, özel kliniklerden birinde doğum yaptırmıştım. Bebek ağır bir sarılığa yakalandı. Klinikte bir çocuk doktoru olup olmadığını sordum "yok" dediler. İşte o sırada, loğusanın yanı başındaki odada, kraşa çıkarılan tüberkülozlu bir hastanın yattığını, aynı hemşirenin o kattaki bütün hastalarla ilgilendiğini, hatta bebeği kucağına aldığını gördüm. Bu gözlemden sonra, İstanbul'da bir kadın doğum kliniğine ihtiyaç bulunduğuna karar verdim. “Temiz bir özel klinik...”. İstanbul’da, modern bir kadın doğum kliniğinin gerekliliğini, işte karşılaştığı bu olaydan sonra anlayan Dr. Tarzi, Şişli’de Türkiye’nin ilk özel kadın doğum kliniğini açar. Klinikte her zaman bir ev havası olmasına özen gösterir ve yenilikleri takip ederek en son teknolojinin ürünlerini buraya taşır. Hastane araç gereçlerini hep İsviçre’den getirten Dr. Tarzi, bir gün broşürde ilgisini çeken bir kuvözü sipariş ederek prematüre doğan bir bebeğin de hayatını kurtarır. “Bu vakada; benim hekim olarak, klinik yöneticisi olarak duyduğum memnunluk ve heyecan; açıklanabilir, tanımlanabilir bir şey değil! Hiçbir maddi veya manevi teşekkür o vaka sırasındaki hislerimin karşılığı olamaz...” sözüyle de yenilikçiliğin önemini vurgular. Klinik daha sonra Nişantaşı’na taşınır ve zamanla Adile Naşit, Cahide Sonku, Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım ve İnönü Ailesi gibi seçkin kişilere hizmet veren bir sağlık kuruluşu haline gelir. Zamanla, başvuran doktorlara sağlanan imkânlar ve gelen hastalara yatak olanağı gitgide azaldığı için, alınan izinlerle binaya önce üçüncü, daha sonra da dördüncü kat çıkılır. Kliniği, Dr. Tarzi’nin hayatında çok önemli bir yer kaplar. Zamanının çoğunu burada hastalarıyla geçiren Dr. Tarzi, zaman içinde yaşadığı bir takım sağlık problemlerine rağmen hiçbir zaman doktorluğa ara vermeyi düşünmez. “İnsan, hayatını başkalarınınkine bağladığında, kendi hayatını hiçe sayıyor, gözü görevden başka hiçbir şey görmüyor...” sözü ise bu kararı vermesindeki nedeni açıklar.

Gerçek Bir Cumhuriyet Kadını...

Dr. Tarzi, sosyal hayatında da pek çok başarılara imza atar. İstanbul’daki çalışan kadınlarla “İstanbul Soroptimis Kulubü”nü kurar. Bu klüp ilk planda eğitimsiz kadınlara okuma yazma öğretmeyi ve yeni yetişenlere elişi dersleri vermeyi amaç edinip başarılı olur. Aralık 1949’da, uluslararası federasyona asil üye olarak kabul olan kulübün kuruluşunun 25. yılında, Dr. Tarzi başkanlık yapar. Dr. Tarzi, aynı zamanda Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin de kurucularındandır. Meslek hayatına son verdiğinde bile dünyadaki gelişmelerden kopmaz; Japonya’daki Uluslararası Jinekoloji Kongresi’ne katılır. Kendisi ayrıca Tayland, Singapur, Filipinler, Hindistan, Japonya, Hawaii, Avustralya gibi pek çok ülkede bulunmuş, farklı kültürler tanımıştır. Mimoza dergisinin, Cumhuriyet'in 75. yılı dolayısıyla seçtiği "75 Başarılı Kadın" arasında da yer alan Dr. Tarzi, boğazı yüzerek geçen ilk kadın olma ünvanını da gururla taşır.
Gerek mesleki gerek sosyal hayatında gösterdiği üstün başarılarda, Dr. Pakize Tarzi dünya kamuoyunda Atatürk’ten sonra yetişen Türk kadınlarından biri olarak bilinmiştir. Meslek aşkı ve işini en iyi şekilde yapma arzusu sayesinde, geride unutulmayacak eserler bırakmıştır. Bunların en önemlisi kuşkusuz; “Türkiye’nin ilk Kadın Doğum Kliniği”dir. 21 Temmuz 1949’da Şişli’de kurulan ve daha sonra Nişantaşı’na taşınan klinik, öncelikli olarak Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilim Dalı’nda hizmet vermiş, yıllar içerisinde de kendisini geliştirerek; Genel Cerrahi, KBB, Göz Hastalıkları, Plastik ve Rökonstrüktif Cerrahi, Üroloji, Tüp Bebek gibi alanlarda da hizmet sunmaya başlamıştır.

Dr. Pakize İ. Tarzi, doktorluğu ve meslekte başarının sırrını şu sözleriyle açıklar: “İnsanları sevmeyen, doğaya aşık olmayan, karşılık beklemeden kendinden vermeyi bilmeyen hekim olmamalı… Bir hekim için önemli olan, moral yönünden doyuma ulaşmaktır. Buna ulaşılmazsa, yaşamaktan hiç zevk alınamaz. Hekim önce hayatın yüceliğini bilmek, hayata saygı duymak zorundadır. Benim mesleğimde kin, nefret, öç alma gibi şeyler yoktur. Temel ilke insana yardımdır. Hekimlik; yardım isteyene hiçbir biçimde sırtını çevirmeden, karşılık beklemeden, tam bir içtenlikle yardım etmeyi ilke edinen, bundan sonsuz zevk alan kimselerin mesleğidir ve böyle olmalıdır.”

Dopdolu bir yaşam geçiren Dr. Pakize Tarzi, ardında hoş bir seda bırakarak, 10 Ekim 2004 yılında aramızdan ayrılmıştır. Hiç şüphesiz ki o, ülkemizin yetiştirdiği önemli simalardan biri ve gerçek bir cumhuriyet kadınıdır. Onun ölüm haberini, tüm gazeteler baş sayfalarında; “Türkiye’nin ilk kadın doğum uzmanı Dr. Pakize Tarzi 94 yaşında öldü “ başlığı ile vermiştir.

Bu yazı www.pakizetarzi.com dan alınmıştır.


İlgili Konular:
- Kadın Hastalıkları Ve Doğum Tarihi
- Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı (Jinekolog) 
- Jinekoloji (Kadın Hastalıkları)
Tamamını >>

HAMİLELİKTE RÖNTGEN ÇEKTİRMEK (RADYASYON)

GEBELİK SIRASINDA RÖNTGEN ÇEKİLMESİ
Rötgen (röntgen filmi) ve iyonize radyasyon çok yüksek dozlarda insanlar üzerinde bazı zararlar verebilir. Bunlar:
- Anne karnında ölüm
- Çeşitli malformasyonlar
- Büyüme ve gelişme geriliği
- Kanser

Yukarıda bahsedilen zararlar radyasyonun dozuna göre ve gebeliğin hangi döneminde maruz kalındığına göre değişiklik gösterir.

5 rad (5000 mrad) (0.05 Gy) altında radyasyon dozunun gebelik üzerinde düşük, ölüm, anomali, gelişme geriliği, zeka geriliği gibi kötü etkiler gösterdiğine dair kanıt yoktur. 5 - 10 rad arasındaki dozlarla ilgili net bir bilgi olmasa da 10 rad (10000 mrad) (0.1 Gy) dozun üzerinde radyasyon ile konjenital malformasyon riskinin arttığını gösteren çalışmalar daha nettir. Aşağıdaki listede de görüldüğü gibi çekilen tanısal röntgenler burada bahsedilen 5 rad (5000 mrad) sınırının çok altında radyasyon yaymaktadır.

Aşağıdaki listeye göre örneğin yaklaşık 20 karın filmi (veya karın tomografisi) 5000 mrad sınırına ulaşabilmektedir. Yine yüzlerce diş röntgeni veya göğüs röntgeni ancak bu sınıra ulaşabilmektedir. Ancak yine de hamilelik sırasında gereksiz röntgen çekimlerinden uzak durmak gerekir ve mümkünse karın bölgesini kurşun yelekle korumak gerekir. Acil olmayan rötgen filmleri gebelikten sonraki döneme ertelenmelidir.

Gebeliğin döllenmeden sonraki ilk 14 gününde embriyo radyasyona çok hassastır ve genellikle "ya hep ya hiç" kuralına göre gebelik ya tamamen sona erer (düşük veya ölüm) veya gebelik normal olarak devam eder. Bu dönemde anomali veya büyüme geriliğine sebep olduğu gözlenmez. Bu ilk 14 günden sonra yüksek doz radyasyona maruz kalındığında zeka geriliği ve beyin, göz ve diğer organlarla ilgili anomaliler ve büyüme geriliği gelişebilir. 20-25 haftalardan sonra fetus radyasyonun teratojenik (anomali yapıcı) etkilerine daha dirençlidir.
Anne karnında iken radyasyona maruz kalan çocuklarda bazı kanserlerin (lösemi) daha sık görülebileceğini belirten çalışmalar vardır. Bu risk artışı 5 rad'ın altında (1-2 rad) dozlara maruziyette de izlenmektedir.

Çeşitli rötgen filmlerinde ve bilgisayarlı tomografide fetusun maruz kaldığı doz (mrad biriminden) :
- Bir göğüs filmi: 1 mrad'daz az
- Bir karın filmi: 200-300 mrad
- Bir IVP: 400-900 mrad
- Boyun ve sırt omurilik filmleri: 1 mrad'dan az
- Lumbar vertebra filmi: 400-600 mrad
- Bir diş filmi: 0.01
- Mamografi: Önemsenmeyecek kadar az miktarda
- Göğüs CT (Bilgisayarlı tomografi): 30 mrad
- Karın CT (Bilgisayarlı tomografi): 250 mrad

Radyasyon birimleri:
1 rad = 0.01 gray (Gy) = 0.01 sievert (Sv) = 1 rem
1 rad = 1000 mrad = 10 mGy = 0.01 Gy
1 rem = 1000 mrem = 10 mSv = 0.01 Sv

Yukarıdaki listede görüldüğü gibi bir diş röntgen filmi veya akciğer röntgen filmi çekilirken hastanın aldığı röntgen ışını dozu zarar verebilecek 5000 mrad sınırından yüzlerce kez daha azdır. Yaklaşık 20-25 adet karın röntgen grafisi ancak bu zararlı sınıra ulaşabilmektedir.

gebelikte röntgen çektirmek
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın


İlgili Konular:
- Gebelikte Tomografi ve MR
- Hamileyken Röntgen Odasına Girmek
- Gebelikte Röntgen Çekilmesinin Bebek Üzerine Zararları
Tamamını >>

GEBELİKTE ÇALIŞMA VE İŞ KOŞULLARI

HAMİLELİK SIRASINDA ÇALIŞMA
Günümüzde çoğu kadın hamile iken de çalışma hayatına devam etme zorunda kalmaktadır. Gebeliğin vücutta yarattığı çeşitli değişikliklerden dolayı ve zaman zaman bulantı, kusma, sık idrara çıkma, yorgunluk, şişkinlik, kramplar gibi gebeliğe bağlı gelişen semptomlardan dolayı çalışma hayatı olumsuz etkilenebilmektedir. Gebe kadınlar çalıştıkları iş yerine bağlı olarak bazı kokulardan ve yiyeceklerden aşırı derecede etkilenebilmektedir. Bütün bunlardan dolayı kanunlarla gebelik sırasında çalışma konusunda bazı düzenşemeler getirilmiştir ve iş yerleri de hamile çalışanlarına göre çeşitli düzenlemeler yapmaktadır.

Konu ile ilgili doğum öncesi ve sonrası izin ve süt izni konularındaki kanunu buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Gebelik sırasında çalışan kadınların gebelikleri ve doğumları ile ilgili risk artmışmıdır konusunda yapılan çalışmalar çok net bir sonuç vermemiştir henüz fakat genel olarak iş yerinde gün içerisinde herhangi bir tehlikeli durumla veya zararlı maddelerle karşı karşıya kalmayan kadınlar doğum zamanına kadar çalışabilirler. Gebe kadının çalışma ortamı ve şartları dikkatle değerlendirilmelidir.

Aşağıdaki durumlarda gebe kadının çalışması kısıtlanmalı veya tamamen durdurulmalıdır?
- Gebelik sırasında kanaması olanlar
- Rahim ağzında açılma (dilatasyon) olanlar
- Rahim ile ilgili malformasyon olanlar
- Yüksek tansiyon
- Fetusta büyüme geriliği
- Daha önce erken doğum yapmış olanlar
- Polihidramnios (Suyun fazla olması)

Bazı işler gebe kadının sık sık yolculuk yapmasını gerektirir. Gebelikte yolculuk konusuna buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bazı işyerilerinde kullanılan kimyasal maddeler, temizlik maddeleri, solventler, radyasyon gebe kadına direk temas yoluyla veya solunum yoluyla zarar verebilir. Bunlar kurşun, civa gibi maddelerdir. Bu tür maddelerin bulunduğu işyerlerinde kendinizi korumak için gerekli önlemleri araştırmalısınız ve iş yeri sahibi ile tartışmalısınız. Bu maddelere fazla marız kalmayacak bölümlerde çalışmak, bulunduğunuz yeri ara sıra havalandırılması ve üstünüze bazı özel kıyafetler giyilmesi gibi önlemler gerekebilir.

Gebelikte röntgen veya radyasyona maruziyet gerektiren bir işte çalışıyorsanız bu konuda detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aşırı sıcak bir işyeri veya fabrikada çalışmak gebelik üzerine bazı olumsuz etkilerde bulunabilir. Bu durumda ara sıra serin bir ortama geçmek, etrafta vantilator çalıştırmak ve bol sıvı almak gibi önlemlerle ile aşırı sıcaktan kaçınmak gerekir.

Yapılan çalışmalar kuaför ve güzellik salonlarında çalışan gebelerin risk altında olduğuna dair yeterli kanıt bulamamıştır fakay bu tür işyerlerinde etrafta yüzlerce kimyasal madde bulunduğundan eldiven kullanmak ve içeriyi havalandırmak gibi önlemler alınmalıdır.

Hangi işte olursa olsun anne adayı aşırı yük kaldırmaktan ve çok fazla eğilip doğrulmaktan kaçınmalıdır. Bir kaç saatte bir kısa dinlenme araları ve her 4 saatte bir uzun bir dinlenme arası mutlaka verilmelidir.
Tamamını >>

MOLLUSKUM KONTAGİOSUM (Molluscum Contagiosum)

Molluscum kontagiosum üreme organları bölgesinde ve vücudun yüz dahil her bölgesinde küçük lezyonlara sebep olan viral (poxvirüs) bir enfeksiyondur. Deri yüzeyinde küçük siğile benzeyen tümör oluşumuna yol açar fakat siğillerden farklı olarak kubbe şeklinde ortasında göbek kısmı olan parlak (sivilce benzeri) oluşumlardır. Bunların sayısı sadece bir kaç adet olabileceği gibi onlarca sayıda da olabilir. Boyutların yaklaşık 3-5 mm kadardır. Ağrısızdır.

Molluscum contagiosum tümörleri vücudun her yerinde oluşabilir. Ancak gövdede, yüzde, göz kapağında, üreme organlarında ve anüs çevresi ile koltukaltlarında daha sık görülür.

Molluscum kontagiozum AIDS gibi bağışıklık sisteminin zayıfladığı kişilerde daha şiddetli seyredebilir.

Cilt temasıyla, el temasıyla, özellikle banyolarda kullanılan havlu benzeri eşyalar ile, çarşaf ve iç çamaşrı ile ve cinsel temasla kişiler arasında bulaş gerçekleşebilir. Hasta kişinin lezyonları ellemesi ve kaşıması sonucu vücudunun başka yerlerine de temas ederek hastalığı yaygınlaştırması mümkündür.

Hastalığın tipik lezyonları genellikle kolaylıkla tanı konması için yeterlidir. Kesin tanı konması gereken durumlarda biyopsi alınabilir.

Tedavi:
Molluskum kontagiosum lezyonları tedavi edilmese bile zamanla kendiliğinden hiçbir iz bırakmadan iyileşebilmektedir. Ancak bu bazen aylar sürebilir ve bu süre içerisinde başka insanlara da bulaşma riski bulunduğundan tedavi edilmesi gereklidir.

Tedavi için kriyoterapi (dondurma) , koter (yakma), lazer, lezyonların kazınması ve sıkılarak ortasının boşaltılması (küretaj), lezyonlara sürülen bazı ilaçlar gibi yöntemler kullanılabilmektedir.


İlgili Konular:
- Genital Siğil (Kondilom)
- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Tamamını >>

2008 NOBEL TIP ÖDÜLLERİ RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ VE AIDS KONUSUNDA VERİLDİ

2008 Nobel Tıp Ödülleri sahiplerini buldu. Ödüllere HIV virüsünü keşfeden iki Fransız bilim adamıyla, rahim ağzı kanserine (serviks kanseri) yol açan HPV virüsünü bulan bir Alman araştırmacıya verildi.
Karolinska Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, iki Fransız bilim adamının AIDS’e neden olan HIV’i, Alman bilim adamının da rahim ağzı kanserine yol açan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) keşifleriyle bu ödüle layık görüldükleri bildirildi.

Rahim ağzı kanserine yol açan virüs olan HPV’yi bulduğu için tıp ödülünü 2 Fransızla paylaşan Alman bilim adamı Harald zur Hausen de ödülün kendisi için sürpriz olduğunu söyledi. Heidelberg’deki Alman Kanser Araştırma Merkezi’nde çalışan Hausen, ödül parasıyla ne yapacağına henüz karar vermediğini belirtti. Zur Hausen, HPV’nin rahim ağzı kanserine yol açtığını saptayarak, “varolan dogmaya karşı durduğu için” ödüle layık bulunmuştu. Zur Hausen virüsü 1980’lerin başında keşfetmişti.
Kaynak: bilim.org
Tamamını >>

CİNSEL İLİŞKİ SIRASINDA VEYA SONRASINDA KANAMA, LEKELENME

Adet zamanı olmamasına rağmen cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanama olması anormal bir durumdur ve kesinlikle doktora başvurmayı gerektirir.

Sebepleri:
- Vajinal enfeksiyon (vajinit)
- Vajina içerisinde bir lezyon
- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
- Cinsel ilişki sırasında vajinada yırtılma oluşması
- Erkeğin penisinden olan bir kanamanın vajinaya bulaşmış olması nadiren yanıltabilir ve kanamanın vajinadan olduğunu düşündürebilir
- Semende (menide) kan olması da aynı yanılgıya düşürebilir
- Servisit (rahim ağzı iltihabı)
- Servikal polip
- Servikal erozyon (rahim ağzında yara)
- Kanama bozuklukları ve bazı kan hastalıkları
- Rahim veya özellikle rahim ağzı kanseri de bu duruma sebep olabilecek en ciddi durumlardan birisidir. Rahim ağzı kanserinin bazen ilk belirtisi ilişki sonrası kanama olabilir.
- Nadiren idrar yollarından gelen kanama da vajinadan geliyor sanılarak yanılgı yaratabilir
- Gebelik varken ilişki sırasında kanama olması düşük tehtidi olabilir ve ileri gebelik aylarında bebeğin eşinin önde olması gibi durumlarda da ilişki ile kanama olabilir.

Hangi sebeple olursa olsun ilişki sonrasında kanama olması hemen doktora başvurmayı gerektiren şikayetlerden birisidir. Detaylı bir jinekolojik muayene ve bazı tahliller, ultrason sonrasında sebep aydınlatılacaktır.

İlişki sırasında kanamaya eşlik eden bir kasık ağrısı veya karın ağrısı varsa derhal doktora başvurmak gerekir. Yumurtalık kistleri ve kadın genital organları ile ilgili patolojiler ağrıya neden olabilir.

İlişkide kahverengi leke veya akıntı gelmesi:
Cinsel ilişki sırasında kahverengi veya kırmızı renkte akınrı veya lekelenme gelmesi aynı kanama olması gibi değerlendirilir, sebepleri ve tedavisi benzerdir. Beyaz veya sarı renkte akıntı olması ise genellikle enfeksiyona veya normal akıntıya bağlıdır. İlişki sırasında bir miktar berrak ve kokusuz akıntı olması normaldir. Ancak akıntı kahverengi veya kırmızımsı renkte ise, kötü kokulu ise doktora başvurmak gerekir.

İlk ilişkide kanama olması:
Kadının ilk cinsel ilişkisi sırasında az miktarda kanama ve ağrı olması normaldir, bu kanamanın uzun sürmesi ve her ilişkide sürekli tekrarlaması ve şiddetli kasık ağrısı eşlik etmesi normal değildir, doktora başvurmayı gerektirir. İlk ilişkiden hemen sonraki günlerde ikinci ve üçüncü ilişkilerde kızlık zarındaki (hymen) yırtık tekrar hasarlanabileceği için kanama tekrarlayabilir, bu durumda 1-2 hafta ilişkiye ara vermek zarın iyileşmesini sağlar. Eğer ara vermeye rağmen kanamalı cinsel ilişki oluyorsa dikiş gerektiren büyük bir yırtık olabilir, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi:
Tedavi kanamaya yukarıdaki durumlardan hangisi sebep olmuşsa ona göre planlanır. Yukarıdaki sebeplerin tedavileri ilgili konularda anlatılmıştır.
Cinsel ilişki sırasında kanamaya neden olan rahim ağzında veya vajinadan iyşş huylu bir lezyon varsa (polip gibi) genellikle lokal anestezi altında bunun küçük bir operasyonla alınması yeterli olur. İdrar yolları ile ilgili bir patolojiden dolayı gelen kanama varsa üroloji uzmanına konsültasyon yapılır. Rahim ağzı ile ilgili şüpheli durumlarsa smear testi yapılır.


İlgili Konular:
- Cinsel İlişki Sırasında Ağrı Olması
- Adet Döneminde Cinsel İlişkiye Girmek
Tamamını >>

ANTİFOSFOLİPİD ANTİKOR SENDROMU (APS)

Antifosfolipid antikor sendromu (APS) damar tıkanıklıkları ve tekrarlayıcı gebelik kayıpları, düşükler ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. Hastalık başka majör otoimmün hastalık olmadan bulunuyorsa primer, majör otoimmün bir hastalıkla beraberse (Sistemik lupus eritematozus, SLE gibi) sekonder APS olarak sınıflandırılır. Klasik özellikleri livedo retikularis, splinter hemorajiler, yüzeysel tromboflebit ve bacak ülserleri gibi deri bulguları; beyin, böbrek gibi organlarda trombotik olaylar; geçici iskemik atak ya da iskemik infarktlar gibi arteriyel trombotik olaylar (atar damarlarda tıkanıklıklar), tekrarlayan düşükler, anne karnında bebek ölümü ve trombositopenidir.

Tanı:
Tanı için bazı uluslar arası kriterler bildirilmiştir. Genel olarak antifosfolipid antikor sendromu (APS) tanısı vasküler tromboz (damar tıkanıklığı) veya tekrarlayan düşükler ile lupus antikoagulan antikorları (LAA) veya antikardiyolipin antikorlarının varlığının tespit edilmesi ile konur. Bu iki antikor kadar çalışılmasa da Beta-2-Glikoprotein I antikoru da pozitif saptanabilir. Anormal labaratuar bulguları 6 hafta ara ile 2 kez gösterilmelidir.

Antifosfolipid antikorların araştırılmasını gerektiren durumlar:
- Tekrarlayan gebelik kayıpları, düşükler
- İkinci veya üçüncü trimesterde açıklanamayan fetal kayıp
- Erken gebelik döneminde başlayan preeklampsi
- Açıklanamayan venöz ya da arteriyel tromboz
- Açıklanamayan felç
- Açıklanamayan geçici iskemik atak ya da amorozis fugax (Retina damarlarında iskemik atak)
- SLE ya da diğer kollagen doku hastalıkları mevcudiyetinde
- Otoimmun trombositopeni
- Otoimmun hemolitik anemi
- Livedo retikülaris (Deride arteriolde staz sonucunda oluşan ülserasyon)
- Korea gravidarum (Gebelik koresi; gebelikte görülen aritmik, hızlı, sıçrayıcı veya akıcı, basit veya kompleks özellikte istemsiz hareketler )
- Yalancı pozitif VDRL
- Koagülasyon testinde açıklanamayan uzama
- Açıklanamayan rahim içi gelişme geriliği (IUGR)

Klinik özellikleri:
APS’nin en sık görülen klinik belirtisi, venöz tromboz ve özellikle bacaklardaki derin ven trombozu (DVT)’dur . Pulmoner emboli (akciğer damarlarına pıhtı atması) görülebilir. Beyin damarlarının tıkanmasına bağlı felç ve geçici iskemik atak oluşabilir. Koroner damarlarda (kalpte), böbrek damarlarında, gözde ve diğer organlarda damar tıkanmaları oluşabilir. Trombositopeni , hemolitik anemi, ve livedo retikularis gibi deri bulguları gelişebilir.

Gebelikteki etkileri nelerdir?
- Tekrarlayan düşükler
- Gebeliğe bağlı hipertansiyon ve preeklampsi
- Prematür doğum ve/veya intrauterin büyüme gerilikleri
- Anne karnında bebek ölümü
- Gebe olmayanlarda olduğu gibi çeşitli damarlarda tıkanmalar

Tedavi:
Hastayı tromboza (damar tıkanmalarına) eğilim yaratan hareketsizlik, doğum kontrol hapı, hormon tedavisi ve sigara içme gibi faktörlerden korumak gerekir. Kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve diabetes mellitus gibi risk faktörlerinin tedavi edilmesi de damar tıkanıklığı riskini azaltır. APS’li ve tromboembolizm hikayesi olan kadınlarda heparin tedavisi önerilmektedir.

APS tespit edilen hastalara genellikle gebelik planlandığı anda aspirin tedavisi başlanır ve gebelik oluştuktan sonra da heparin tedavisi ilave edilir. Bu şekilde kombine tedavi ile canlı doğum oranları %70-80 civarında tespit edilmiştir. Hiç tedavi almayanlarda canlı doğum oranı %20-40 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca bu hastalığa sahip gebelerin daha yakın takip edilmesi ve gelişme geriliği açısından aralıklarla ultrason yapılması gereklidir. Düşük moleküler ağırlıklı heparin (LMWH) ve aspirin tedavisinin bu hastalarda düşük riskini yaklaşık %50 oranında azaltttığı gösterilmiştir.


İlgili Konular:
- Tekrarlayan Düşükler
- Kalıtsal Trombofililer (Pıhtılaşma Bozuklukları) ve Gebelik
Hamilelikte Kan Pıhtılaşması
- Hamilelikte Damar Tıkanıklığı
Tamamını >>

MTHFR (METİLENTETRAHİDROFOLAT REDÜKTAZ) GEN MUTASYONU - HİPERHOMOSİSTEİNEMİ

Kalıtsal trombofililerden (pıhtılaşma bozukluklarından) birisi olan MTHFR gen mutasyonunda metilentetrahidrofolat enzim geninde mutasyon sonucu homosistein düzeyi artar (hiperhomosisteinemi) ve pıhtılaşmaya eğilim oluşur. En sık C677T mutasyonu görülür. Toplumlarda %2-15 oranında görülür. Hiperhomosisteinemi MTHFR gen mutasyonu dışında başka nedenlerle de oluışabilir. Hiperhomosisteinemi de hem arteriel hem venöz tromboza eğilim artar.

MTHFR mutasyonunun tekrarlayan gebelik kayıpları ile ilişkisi çalışmalarda net olarak gösterilememiştir. Çalışmaların bazıları MTHFR mutasyonu ile tekrarlayan düşükler arasında ilişki olduğunu gösterirken çoğu çalışmada bir ilişki gösterilememiştir.

MTHFR mutasyonu olan hastalarda folik asit seviyesi azaldığı için gebelikte fetusta nöral tüp defekti gelişme riski artmıştır. Hem heterozigot hem homozigotlar için nöral tüp defekti riski artmıştır. Bu risk gebelik sırasında folik asit tedavisi verilerek azaltılır. Bu hastalara ayrıca vitamin B12, vitamin B6 takviyesi de verilir.

Hiperhomosisteinemi sonucu çeşitli damarlarda pıhtılaşmaya bağlı tıkanıklıklar sonucu kalp krizi, beyinde damarlarında tıkanıklık gibi durumlar oluşabilmektedir. Osteoporoz (kemik erimesi) daha erken yaşlarda gelişebilmektedir. Hiperhomosisteinemi ile demans arasındaki ilişkiden şüphe edilmektedir.

Tedavi kalıtsal trombofililer konusunda genel olarak anlatılmıştır, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


İlgili Konular:
Tekrarlayan Düşükler
Kalıtsal Trombofililer (Pıhtılaşma Bozuklukları)
Tamamını >>



UYARI: Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır.
Yazıların her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz. devamı >>

"Gebelik ve kadın hastalıkları konusunda ayda 1 milyondan fazla ziyaretçi sayısı ile en çok tıklanan, en geniş içerikli site"