gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HAMİLELİKTE KAN UYUŞMAZLIĞI (SORU CEVAP YORUMLAR)

GEBELİKTE KAN UYUŞMAZLIĞI (SORU CEVAP YORUMLAR)

Kan uyuşmazlığı nedir? Eşler arsında hangi kan gruplarında uyuşmazlık olur?
Bir gebelikte anne kan grubunun Rh (+) pozitif, bana kan grubunun Rh (-) negatif olmasına kan uyuşmazlığı yani Rh uygunsuzluğu dedir. Bunun önemi nedir? Bu gebeliklerde anne ve bebek kanları arasında etkileşim olursa anne antikor üretebilir ve bu antikorlar bir sonraki gebelikteki bebekte problemlere neden olabilir.

Kan uyuşmazlığımız var, bebek kesin etkilenir mi?
Kan uyuşmazlığı olan her çiftte anne ve bebek arasında etkileşim olmaz, bir kısmında olur. Anne ve bebek arasında etkileşim olabilmesi için öncelikle bebeğin kan grubunun annenin tersi yani Rh pozitif (+) olması gerekir. Bu nedenle bebeğin kan grubuna doğumda kordondan kan alınarak bakılır ve eğer pozitif ise anneye kan uyuşmazlığı iğnesi yapılır. Bebek kan grubu negatif ise iğne yapılmaz çünkü anne de negatif olduğu için aralarında uyuşmazlık olmaz.

Anne kan grubu pozitif, baba negatif ise kan uyuşmazlığı olur mu?
Bu durumda kan uyuşmazlığı olmaz çünkü bebek pozitif de olsa negatif de olsa anne bebek kanına karşı antikor üretmez. Bebek pozitif ise anne ile aynı olacağı için anne antikor üretmez. Bebek negatif ise negatif kan grubu antijen taşımadığı için pozitif olan anne buna karşı yine antikor üretmez. Yani her iki durumda da anne  bebek arasında bir etkileşim gerçekleşmiyor.
Sonuç olarak kan uyuşmazlığı sadece anne negatif, baba pozitif olan bazı gebeliklerde etkileşime neden olur; bunların da hepsinde etkileşim olmaz.

Kan uyuşmazlığı olanlarda iğne yapılmazsa bebek kesin özürlü olur mu?
Hayır, iğne gebeliğin 28. haftasında ve doğumdan sonra anne - bebek arasındaki etkileşim ihtimalini en aza indirmek için yapılır. İğne yapılma imkanı olmayan bir yerde gerçekleşmiş doğumlarda her zaman anne bebek arasında etkileşim olmaz. Çünkü bu etkileşimin olabilmesi için bebekten anneye yeterli miktarda kan geçmiş olması gerekir, bu kadar geçiş her zaman olmaz.

A, B ve 0 (sıfır) kan grupları anne babada aynı değilse uyuşmazlık olur mu?
Bu gruplar arasındaki uyuşmazlık önemli değildir bu nedenle bu etkileşim araştırılmaz. Önemli olan rh grupları arasındaki uygunsuzluktur. Anne Rh negatif, baba Rh pozitif ise uygunsuzluğa bağlı etkileşim olabilir.

rh uygunsuzluğu, kan uyuşmazlığı
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Evlenmeden önce kan uyuşmazlığı varsa ne yapmalı?
Kan uyuşmazlığı olan çiftlerin evlenmemesi gibi bir öneri olamaz çünkü kan uyuşmazlığı iğnesi (rh immunglobulin) ve yapılan testler sayesinde bu problem çözülebilmektedir. Ancak her çift gibi bu çiftlerinde gebelik oluşmadan doktor muayenesine başvurmaları ve gerekli önerileri alıp, gebelikte düzenli takiplerle ilerlemeleri gerekir. Bu şekilde sorun yaşanma ihtimali çok çok düşüktür.

Akraba evliliğinde kan uyuşmazlığı varsa ne yapmalı?
Kan uyuşmazlığı ve akraba evliliği farklı konulardır. Çiftin akraba olması kan uyuşmazlığına bağlı riskleri daha fazla arttırmaz ancak akrabalık farklı riskler taşır. Akraba evliliği ve taşıdığı riskler hakkında ayrıntılı yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kan uyuşmazlığı düşüğe sebep olur mu?
Hamilelikte kan uyuşmazlığı düşüğe veya kanamaya neden olmaz. Düşüklerin çoğunda sebep genetik anomalili fetus olmasıdır. Kan uyuşmazlığı olan çiftlerde düşük riski diğer çiftlerden fazla değildir.

Hamilelikte kan uyuşmazlığı olup normal bebek doğuranlar ne kadardır?
Hamilelikte kan uyuşmazlığı saptanan çiftlerin hemen hemen hepsinin günümüzde kan uyuşmazlığı iğneleri ve düzenli takipler, tetkikler sayesinde anomalili bebek sahibi olmaları önlenebilmektedir. Hidrops fetalis denilen durum kan uyuşmazlığına bağlı gelişen bir problemdir ve bu tür kontrol altında olan çiftlerde çok nadir gerçekleşir.

Kan uyuşmazlığı normal doğum veya sezaryen seçimini etkiler mi?
Kan uyuşmazlığının doğum şekli ile ilgisi yoktur. hangi tip doğum gerekiyorsa o şekilde doğum yaptırılır. Normal doğum da olsa sezaryen de olsa doğumdan sonra 72 saat içerisinde anneye kan uyuşmazlığı iğnesi yapılır (bebek kan grubu pozitifi ise).


İlgili Konular:
- Kan Uyuşmazlığı (Rh Uygunsuzluğu)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE KANSIZLIK (SORU CEVAP YORUMLAR)

Hamilelikte kanın düşük olması neden olur?
Anemi yani halk arasında kanın düşük olması veya kansızlık olarak adlandırılan durum kandaki hemoglobin miktarının normalden düşük olmasıdır. Hemoglobin kanda oksijenin taşınmasını sağlayan moleküldür. Bunun yapısında demir bulunur, bu nedenle demir eksikliğinde hemoglobin miktarı düşer. Normal insanlarda ve hamilelerde kansızlığın yani hemoglobin düşüklüğünün en sık nedenir demir eksikliğidir. Bunun dışında bazı kalıtsal anemiler, megaloblastik anemi gibi sebepler daha nadir olabilir.

Hamilelikte kansızlık nelere yol açar? Zararı nedir?
Hafif derecede kansızlığın hamileliğe bir etkisi veya bebeğe zararı beklenmez, zaten hamilelerin çoğunda hafif kansızlık vardır. Ancak ciddi derecede kansızlık gebelikte erken doğum, düşük doğum ağırlığı , gelişme geriliği gibi durumlara neden olabilir.

Hamilelikte kansızlık için ne yemeli içmeli?
Kansızlık tespit edilen hamileler mutlaka doktor önerisi ile ilaç kullanmalıdır. Kansızlık için üretilen ilaçlar (kan hapları denir halk arasında) tablet, kapsül, küçük şişelerde şurup, serum içerisinde ilaçlar, iğneler gibi çeşitli formlarda mevcuttur. Doktorunuz size en uygun olan ve en rahat kullanabileceğiniz ilaç formunu reçete edecektir. İlaç kullanmadan sadece yiyeceklerle, içeceklerle, sebzelerle vb. kan eksikliğini yerine koymak, kansızlığı düzeltmek mümkün değildir. Yiyecekler ve dengeli beslenme ancak kansızlığı olmayan bir kadının kanının eksilmesini engeller, ancak kanszılığı olan bir kadının kan değerlerinin yükselerek düzelmesini sağlayamaz. Karaciğer, kırmızı et, tavuk, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler demirden zengindir. Kansızlığım düzelsiz diye aşırı yemek yemek veya içmek fazla kiloya neden olacağı için faydadan çok zarar getirebilir.

Hamileler için kansızlık değerleri kaç olmalıdır?
Gebelikte kan hemoglobin (tahlil kağıdında Hb diye kısaltılarak yazılır genellikle) değeri 11'in üzerinde olmalıdır. Hemotokrit (Hct) değeri %30'dan düşük olmamalıdır. Bu değerlerin altı kansızlık yani anemi olduğu anlamına gelir. Kan tahlilinde bulunan değerlerle ilgili ayrıntılı bilgilere buraya tıklayarak ulaşabilrisiniz.

Kansızlığı olan gebeler düşük yapar mı?
Kansızlık düşüğe neden olmaz ancak aşırı kansızlık varsa ileri gebelik aylarında erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabilir.

Kansızlık gebe kalmayı engeller mi? Kısırlığa neden olur mu?
Kansızlık veya kan değerlerinin düşük olması kısırlık, infertilite gibi problemlere neden olmaz, hamile kalmayı engellemez. Ancak her kadın gibi hamile kalmak için tedavi gören kadınların da kansızlık (anemi) varsa bir yandan bunun için tedavi görmeleri faydalı olacaktır, kansızlık için kullanılan demir ilaçları kısırlık tedavisine engel oluşturmaz, aynı anda kullanılabilirler.

Kansızlık doğumu veya doğum şeklini etkiler mi?
Kansızlık doğumun zor olmasına veya normal doğum yerine sezaryen olmasına neden olmaz ancak kansızlığı ciddi olan kadın doğum sırasında olan kanamalar nedeniyle daha fazla kansız (anemik) hale gelebilir. Aşırı kansızlık durumlarında doğumda olan kanama hayati tehlike oluşturacak sonuçlara neden olabilir, bu nedenle kansızlığın doğum yaklaşmadan önce düzeltilmesi şarttır. Kansızlık (anemi) olan bir gebenin normal doğum veya sezaryenle bebeğini dünyaya getirmesi mümkündür.


İlgili Konular:
- Hamilelikte Anemi (Kansızlık)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE BEBEĞİN KALP ATIŞI OLMAMASI (SORU CEVAP YORUMLAR)

Hamilelikte bebeğin kalp atışı ne zaman başlar?
Gebeliğin 5. haftasında bebeğin kalp atışları belli olur ve transvajinal ultrason (alttan ultrason) ile görülebilir, doppler ultrason ile duyulabilir. Karından ultrasonda bebeğin kalp atışı en erken 5-6 hafta arasında (bir buçuk aylık) görülebilir. Geç yumurtlama (geç döllenme) olmuşsa son adete göre 7 hafta civarına kayabilir kalp atımının görülebilmesi. Anne adayının kalp atışlarının başlaması için acele etmemesi önerilir çünkü endişe ve stres gebelikte istenmeyen durumlardır.

Bebeğin kalp atışları kaçıncı haftada duyulur?
Doppler ultrason ile 5. - 6. haftalarda duyulabilir ancak el doppler cihazı ile 10. haftadan sonra duyulabilir.

Hamilelikte bebeğin kalp atışının olmamasının  nedenleri?
Hamileliğin ilk haftalarında yani 4-7 haftalar arasında embriyo yani bebek çok küçük olduğundan kalp atımı her zaman net görülemeyebilir veya duyulamayabilir. Bu durumda birkaç gün sonra tekrar kontrol edilir, bebeğin yeterince büyümesine rağmen kalp atımı oluşmamışsa bu durumda bebeğin ölü olduğu, gebeliğin sağlıksız geliştiği, düşük, boş gebelik gibi durumlardan birisi olabilir. Gebeliğin ileri aylarında (2-9 ay arasında) kalp atımı yoksa bebek anne karnında ölmüştür. Ölü gebeliğin çok çeşitli nedenleri olabileceği gibi çoğu zaman görünen hiçbir neden bulunamaz. Bebekte genetik kromozomal bir anomali, çeşitli enfeksiyonlar, kanama gibi durumlar anne rahminde bebeğin kaybedilmesine yol açabilir. Bebeğin ölü olduğu ultrasonda kalp atışının görülmemesi ile anlaşılır. Daha önceden kalp atımı olduğu halde sonradan durması ve fetusun ölçümleri bebeğin kaç haftadır anne karnında ölü olabileceği konusunda fikir verir.

NST'de bebeğin kalp atım hızı kaç olmalı?
NST gebeliğin son aylarında bebeğin kalp atımlarını ve annenin sancılarını değerlendirmeye yarayan testtir, annenin karnında bağlanan problarla makineye kağıt çizdirilerek veya ekrandan gözlenir. Bebeğin kalp atımları ortalama 110-160 arasında olmalıdır. Daha altındaki değerler kalp atımlarında yavaşlama olduğunu (bradikardi) gösterir, daha yüksek değerler ise kalp atımlarında hızlanma (taşikardi) anlamına gelir; her iki durum da ileri değerlendirmeyi gerektirir.

Ultrasonda bebeğin kalp atım hızı kaç olmalıdır?
Gebeliğin ilk haftalarında yani kalp atımının oluştuğu ilk zamanlar 5. - 6. haftalarda kalp atımı yavaş olabilmektedir, dakikada 60 - 100 arasında değişen sayılarda atım sayılır. 10. haftaya doğru hızlanmış hale gelir ve bundan sonra en az  dakikada 100 civarında atar. Gebeliğin orta döneminde yani 4.-7. aylar arasında (12-28) haftalarda yaklaşık 120-180 arası değerler normal kabul edilir. Gebeliğin son 3 ayında ise dakikada 110-160 arası atım sayısı normal kabul edilir.
Bebeğin kalp atım sayısı 1 dakikada sayılan kalp atımı olarak tanımlanır. Bebeğin kalp atım hızı ultrasonla, renkli doppler ultrasonla, el doppler cihazı ile veya NST aleti ile anlaşılabilir.

Anne karnında bebeğin kalbi durursa ne yapılır?
Annenin sancıları varsa düşük veya doğum olması beklenir; 20 haftadan öncekilere düşük denir, 20 haftadan sonrakilere doğum denir. Eğer annenin sancısı yoksa ilaçla sancı başlatılabilir bebeğin rahim dışına atılması için. Düşük veya doğum olduktan sonra bebeğin eşi de ayrılır ve rahim içerisinde parça kalmışsa bazen aletlerle temizlenir.

Anne karnında bebeğin kalp atımı durmasının nedenleri?
Anne karnında bebeğin kalp atşının durması yani anne karnında ölüm çok farklı nedenlerle olabilir. Bebekte bir anomali (özür), annede yüksek tansiyon, preeklampsi, şeker hastalığı, bazı enfeksiyonlar, kanama, bebeğe kordon dolanması, anne karnına vurma çarpma kaza gibi olaylar...

Bebeğin kalp atımının durmasının belirtileri nedir, nasıl anlaşılır?
Genellikle bir belirti olmaz. Nadiren kanama, ağrı, sancı gibi belirtiler olabilir. Gebelikte en ufak kanama olması acilen muayene olmayı gerektirir. Muayene sırasında ultrason ile kalp atımı görülemezse bebeğin ölü olduğu anlaşılır.

Bebeğin kalp atışı görülemedi, tekrar kalp atışı başlar mı?
Erken gebelik haftalarında bebeğin henüz çok küçük olmasına bağlı kalp atımı görülememişse sonradan kalp atımı izlenebilir, bu nedenle birkaç gün veya bir hafta sonra kontrol edilir. Ancak 2. aydan sonra bebek yeterince büyüdüğünde kalp atımı kesin yoksa sonradan kalp atımı başlaması olmaz.


İlgili Konular:
- Anne Karnında Bebek Ölümü
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE AŞIRI TÜYLENME (KILLANMADA ARTIŞ)

Hamilelik döneminde artan androjen hormonlarının etkisi nedeniyle normal bir hamilelikte vücut ve yüzdeki tüylerde fazla büyüme ve koyulaşma (kıllanma artışı) izlenebilir. Tüylenmeye neden olan
anormal bir durum yoksa normal bir hamilelikten 3-6 ay sonra tüyler gebelik öncesi haline döner ve aşırı tüylenme bu süre içerisinde geçer. Hamilelikte birçok kadın üst dudak, çene, yanaklar, boyun, sırt, göğüsler, kol, bacak ve karında istenmeyen fazla tüylerin büyüdüğünden şikayet eder.
Bunun dışında hamilelikte aşırı tüylenmeye neden olan bazı diğer nedenler aşağıda sıralanmıştır.

Gebelikte hirsurtismus (aşırı tüylenme) nedenleri:
- Gebelik luteoması (Yumurtalıklarda gelişen bir tür kitle)
- Teka lutein kisti (Bir tür yumurtalık kisti)
- Plasental aromataz eksikliği
- Sitokrom P450 oksidoredüktaz eksikliği
- PCOS
- Virilizan over tümörleri
- Adrenal karsinom

Luteoma, plasental aromataz eksikliği, over tümörleri, adrenal karsinom ve sitokrom P450 oksidoredüktaz eksikliği hem annede hirutismus hem fetusta virilizasyona neden olabilirken, teka lutein kistleri sadece annede hirsutismusa neden olabilir.
Gebelik luteoması solid ve tek taraflı kitledir, teka lutein kistleri ise genellikle bilateral ve multikistik yapılardır.

Hamilelikte fazla tüylerden kurtulmak için ne yapılmalı?
Cımbızla almak, epilasyon, ağda, traş, lazer, elektroliz gibi yöntemler gebelikte sakıncalı değildir. Ancak beyazlatıcı (tüy ağartıcı) kremlerin bazıları, tüy dökücü kremlerin bazıları kana karışabilir ve gebelikte sakıncası olabilir; bu tür kremleri kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
Eğer yukarıda sıralanan anormal kistler ve hormonal bozukluklar yoksa normal hamileliğe bağlı aşırı tüylenme doğumdan sonra 3-6 ay içerisinde geçecektir. Bunun dışında anormal bir durum varsa onun tedavisi yapılmadan tüylenme düzelmez. Doğumdan sonra tüylenmede düzelme ve kıllarda azalma olmazsa doktorunuza başvurmalısınız.
Bitkisel çözümler aranmamalıdır, bunlar hamilelik sırasında gebeliğe ve bebeğe zararlı etkiler oluşturabilir. Çeşitli bitkiler, çaylar, otlar, kürler bu amaçla bilinçsizce kullanılmamalıdır; bebek açısından zararlı olmaları dışında bazen tam tersi etki ile kıllanmada artış yapabilirler.

Hamilelikte tüylerde azalma olabilir mi?
Nadiren bazı hamile bayanlar hamile kaldıktan sonra vücut veya yüz tüylerinde azalma, solma, dökülme olduğunu ifade edebilmektedir. Bu hamilelikte bir anormallik olduğu anlamına gelmez. Nadiren görülebilen normal bir durumdur.

İlgili Konular:
- Hamilelikte Ve Doğumdan Sonra Saç Dökülmesi
- Hamilelikte Tırnaklardaki Değişiklikler
- HamilelikteTüylerin Alınması - Epilasyon
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE TIRNAKLARDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

GEBELİK VE  TIRNAK BAKIMI
Nadiren hamilelerde tırnaklarda beyazlama, morarma, beneklenme gibi değişiklikler izlenebilmektedir. Bu değişiklikler hamilelikte mantar enfeksiyonuna işaret edebilir. Bu değişiklikleri izlediğinizde muayene için doktorunuza başvurmanız gerekir. Bazı hamileler tırnaklarının sertleştiğini fark ederken, bazıları tersine tırnaklarda yumuşama ve kırılganlaşma fark eder. Bunlar gebeliğe bağlı normal değişiklikler olabileceği gibi nadiren bazı dermatolojik hastalıklara bağlı da olabilir; bu nedenle tırnak değişiklikleri durumunda mutlaka cilt doktorunuza muayene olmalısınız.
Hamilelikte hormonların etkisi ile tırnaklar daha hızlı uzar ve tırnaklarda yumuşama, kırılganlaşma izlenebilir.
Hamilelik döneninde hassaslaşan ve kırılganlaşan tırnakları korumak için bulaşık ve temizlik işlemleri sırasında eldiven giymek, tırnak ve etrafındaki cilde nemlendirici bakım kremleri sürmek yeterli olabilir. Tırnakları uzatmamak, kısa tutmak, ayak tırnaklarını ve parmak aralarını banyodan sonra kurutmak, nemli bırakmamak tırnakları korumak açısından faydalıdır. Tırnakları ısırmak, tırnak yeme gibi alışkanlıklar varsa mutlaka terk edilmelidir.

Halk arasında bazı yanlış inanışlar gibi anne adayının tırnaklarındaki değişikliklere bakarak bebeğin cinsiyetinin erkek veya kız olduğunu tahmin etmek imkansızdır, anne tırnakları ile bebek cinsiyeti arasında bir ilgi yoktur.

Manükür ve pedikür:
Gebelik sırasında manikür ve pedikür gibi bakımlar için salonlara gidilebilir ancak kullanılan aletlerin steril olduğundan emin olduğunuz güvenilir yerlere gitmelisiniz. Zararlı kimyasal maddeler içeren tırnak cilası, oje, oje temizleme solüsyonları vb. maddelerden gebelik sırasında kaçınmak gerekir. İçerikleri bilinmeyen temizlik solüsyonları ile tırnakları silmeye ve temizlemeye gerek yoktur, bazıları zararlı maddeler içerebilir. Manikür uzmanınız tırnak diplerindeki ince deri kısmını kesip geri itmemeli, çünkü bu kısım tırnakları enfeksiyondan korur. En güvenli ve mantıklı tutum gebelikte tırnaklara ve ellere nemlendirici krem dışında bakım maddesi sürmemektir.

İlgili Konular:
- Hamilelikte Ve Doğumdan Sonra Saç Dökülmesi
Hamilelikte Ve Emzirirken Saç Boyatmak, Saç Kestirmek
- Hamilelikte Aşırı Tüylenme (Kıllanmada Artış)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE TANSİYON KAÇ OLMALI? (SORU CEVAP YORUMLAR)

Gebelikte tansiyon kaç olmalı? İdeal normal tansiyon aralığı kaç?
Gebelikte sistolik kan basıncı değeri (büyük tansiyon) 90-140 arasında olmalıdır, diastolik kan basıncı (küçük tansiyon) 60-90 arasında olmalıdır (birimi mmHg). Genellikle ortalama büyük tansiyon 110-120-130 civarında, küçük tansiyon 70-80 civarında çıkar.
Elektronik tansiyon aletlerinde yazan değerlerin birisi büyük tansiyon, diğeri küçük tansiyondur.

Gebelikte tansiyonu düşürmek için ne yapmalı? Tedavi nedir?
Tansiyonu normal olan hastalarda daha da düşük olsun diye bir işlem yapılmaz ancak tansiyonu yüksek olan hastalarda gebelikte kullanılan tansiyon ilaçları başlanabilir. Tansiyon ilaçlarının çoğu gebelik için uygun değildir ve bebek açısından teratojenik zararlı etkileri olabilir ancak gebelikte kullanılabilenleri de vardır. Bu ilaçlar gebelikte kronik hipertansiyonu olan ve preeklampsi mevcut olan (gebelik zehirlenmesi) hastalarda kullanılır. Bu ilaçlarla çoğunlukla tansiyon düşürülür ancak ilaçlara rağmen tansiyonun düşmemesi ve kan değerlerinde ciddi bozulma olan şiddetli preeklampsi hastalarında bazen son çare gebeliğin acilen sonlandırılmasıdır. Çoğunlukla doğumdan sonra annenin tansiyon değerleri normale döner. Tansiyon yüksekliği olan gebelerde doğumdan önce ve sonra nöbet geçirmesini (eklampsi) önlemek için bazen serum içerisinde magnezyum ilacı verilir.

Hamilelikte tansiyonu yükseltmek için ne yapılır?
Gebelikte tansiyonu düşük olan hastalarda baş dönmesi, halsizlik gibi belirtiler olabilir. Bu durumda hastalara gün içinde ara ara tuzlu ayran içmesi önerilir. Tansiyonu  yükseltmek için ilaç verilmez. Hastanın susuz kalmaması, aşırı terlemekten güneş altında kalmaktan kaçınması gerekir. Tansiyonu yükselten yiyecekler, içecekler ve diğer besinler aşırı tüketilmemelidir, gün içerisinde normal miktarda tuz almak yeterlidir, tansiyonum düşmesin diye aşırı tuzlu yiyecekler veya içecekler içmek zararlı olabilir. Tansiyonu aşırı düşük hastalarda serum tedavisi verilebilir, aksi halde bayılma ve baş dönmesi gibi belirtiler gelişir.

Hamilelikte yüksek tansiyon kaçtır?
Sistolik kan basıncı (küçük tansiyon) 140'dan fazla ise hafif yüksek, 160'dan fazla ise çok yüksek tansiyon değerleri olduğu belirlenir. Diastolik kan basıncı (küçük tansiyon) değeri 90'dan fazla ise hafif yüksek, 110'dan fazla ise şiddetli yüksek tansiyon olduğu belirlenir.

Hamilelikte tansiyon ölçümü nasıl yapılmalıdır?
Hamile olmayan normal insanlar gibi sağ koldan, oturur poziyonda tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Anne oturup en az 5-10 dakika dinlenmiş olmalıdır; bir iş veya yürüyüş biter bitmez tansiyon ölçülmemelidir. Evde dijital (elektronik) tansiyon aletleri ile veya bazen normal aletlerle yapılan ölçümler bazen yanıltıcı olabilir, bu nedenle özellikle tansiyon takibi önerilen hastaların sağlık personeline  ölçüm yaptırmaları daha uygundur.

Gebelikte tansiyon sorunu olanlar erken doğum mu yapar?
Tansiyon düşüklüğünün erken doğumla bir ilgisi yoktur. Ancak tansiyon yüksekliği olan gebelerde tansiyon dengelenemez yani normal değerlerde tutulamazsa veya preeklampsi gibi bir durum gelişmişse gebeliğin erken sonlandırılması gerekebilir, erken doğum meydana gelebilir.

Tansiyon yüksekliği bebeğe zarar verir mi?
Tansiyon yüksekliği tek başına bebekte anomali yani özür yapacak bir durum değildir. Ancak yukarıda anlatıldığı gibi şiddetli tansiyon yüksekliği nedeniyle erken doğum gerekirse bu durum bebek açısından bazen sıkıntı olabilir.

Hamileler ne kadar sıklıkla tansiyon ölçtürmeli?
Normal ve sorunsuz bir hamilelikte her muayene sırasında bir kere tansiyon ölçülmesi yeterlidir, yani yaklaşık ayda bir. Ancak gebelikte yüksek tansiyon veya başka problemler saptanmışsa haftalık hatta bazen günlük tansiyon takibi istenebilir. Nadiren bazı hastalar yakından tansiyon takibi ile tansiyon düzenlenmesi için hastaneye yatırılır ve gün içerisinde çok kere tansiyon ölçümü yapılır.


İlgili Konular:
- Gebelikte Tansiyon Yüksekliği
- Gebelikte Tansiyon Düşmesi
- Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE MUAYENE VE ULTRASON (SORU CEVAP YORUMLAR)

GEBELİKTE MUAYENE VE ULTRASON (SORU CEVAP YORUMLAR)

Hamilelikte muayene ve ultrason şart mı?
Her hamileliğin uzman hekim tarafından düzenli aralıklarla doğuma kadar takip edilmesi anne ve bebek sağlığı açısından önemlidir. Hamileliğin takibi sadece bebeğin sağlığı ve özür, hastalık vb. durumlarını önlemek için değil ayrıca anne ağlığı ve anne hayatını da korumak için gereklidir. Çünkü hamilelikte preeklampsi, diyabet vb. bazı hastalıklar anne sağlığını ve doğumu da tehlikeye sokabilmektedir.

Hamilelikte ne kadar sıklıkla muayene olmam gerekir?
Gebelik takip ve muayeneleri genellikle ayda bir olacak şekilde uygulanır ülkemizde. Bazı ülkelerde daha seyrektir ve gebelik boyunca toplam 4-5 kez muayene yapılır. Ülkemizde ayda bir muayene yapılırken gebeliğin ilk ve son ayında bazen haftada bir kontrol gerekebilmektedir. Doktor tarafından her gebeliğin özelliklerine göre muayene aralıkları belirlenir.

Gebe kalmadan önce doktor muayenesi gerekir mi?
Hamilelik planlayan bebek isteyen bir çiftin gebe kalmadan önce birlikte bir doktora başvurması faydalıdır. Kadın muayene edilir, ultrason ve bazı tahliller yapılır. Erkekte bir şikayet yoksa muayene edilmez, tahlil istenmez. Kadına gebelik öncesi vitamin ve gerekli ise başka ilaçlar başlanır.

Muayene zamanımı aksatsam sorun olur mu?
Muayene zamanlarına mümkün olduğunda doktorun belirlediği şekilde uymak gerekir. Bazı tahlillerin ve testlerin yapıldığı belirli gebelik haftaları vardır, bu haftalar geçtikten sonra yapılamaz; bu nedenle kontrol tarihlerini aksatmamak önemlidir.

Çok sık ultrason muayenesi bebeğe zararlı mı?
Ultrason röntgen ışını içermez, ses dalgaları ile çalışır (ultra-ses). Bu nedenle bebeğe zararlı değildir ancak her tetkik gibi gereksiz yere sık yapılması hem maddi olarak hem zaman ve iş yükü olarak doktora, hastaya, hastaneye ve devlet bütçeşine zarar verir. Her tahlilin, muayenenin, ultrasonun gereksiz yere sık yapılmaması gereklidir, hepsinin dünya standartlarında belirlenmiş uygun sıklığı vardır.

Her muayenede ve her kontrolde ultrason yapılması şart mı?
Hayır şart değildir, bazı muayenelerde sadece tansiyon ölçümü, kilo ölçümü, NST  ve tahliller yapılabilir.

Doğum sırasında ultrason yapılır mı?
Doğum için hastaneye yatış yapıldığında genellikle ultrason yapılır (her zaman şart değildir). Ancak yatıştan sonra doğuma kadar genellikle tekrar ultrason yapılmaz, nadiren bazı nedenlerle tekrar tekrar ultrason muayenesi yapılabilir. Örneğin doğum için sancı çeken veya sezaryen olmayı bekleyen bir anne adayının normalden fazla bir kanaması olması durumunda tekrar ultrason yapılabilir.

Kontroller sırasında alttan muayene ve ultrason yapılır mı?
Alttan elle muayene her kontrolde şart değildir ancak bazı şikayetlerin sebebini araştırmak için alttan elle muayene veya spekulum denen aletle muayene gerekebilir. Normal hamileliklerde özel bir problem yoksa alttan parmakla muayenenin veya spekulum aleti ile muayenenin hatta alttan ultrason yapmanın bir sakıncası yoktur.

Muayeneden sonra kanama veya lekelenme olması
Nadiren alttan muayene veya ultrason yapıldıktan sonra az miktarda sarı, beyaz, yeşilimsi akıntı hatta bazen pembe kırmızı lekelenme olabilir. Bu her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez ancak özellikle pembe kırmızı kana benzer akıntının mutlaka doktora tekrar iletilmesi şarttır.

Alttan muayene olamıyorum, korkuyorum
Bazı kadınlarda hamile olmasa bile alttan muayeneden aşırı çekinme, korkma hatta muayene sırasında kendine hakim olamayıp kaçınma bacaklarını kapatma durumu olabilir. Bu durumu en baştan muayeneden önce doktorunuza anlatmanız gerekir. Çoğunlukla doktorunuzun telkinleri ve yavaş ve alıştırarak muayeneye başlaması sayesinde bu problem aşılır. Genellikle 1-2 kez muayene olduktan sonra hastalar bu sorunu yaşamaz, muayeneye alışır.

Hamilelikte alttan muayene nasıl yapılır? Kaçıncı haftalarda yapılır?
Muayeneler çoğunlukla karın üzerinden elle ve ultrasonla yapılır ancak nadiren alttan elle parmak muayenesi ve alttan ultrason gerekebilir. Bu durumda muayene aynen gebe olmayan kadınlarda olduğu gibidir, farklı değildir. Gebe olmayan kadınlarda kullanılan plastik veya metal muayene aleti (spekulum) aynı şekilde gebelerde de kullanılabilir bazen. Alttan muayenenin yapıldığı özel bir hafta yoktur, gerektiği halde her haftada yapılabilir. Çatı muayenesi ve doğum şeklini değerlendirmek için yapılan muayene hamileliğin son haftalarında yapılır.

Hamilelikte alttan muayene niye yapılır?
Çeşitli nedenleri olabilir, en sık nedenler: Bir kanamanın sebebini araştırmak için, düşen bir parçanın veya su gelmesinin nedenini araştırmak için, smear testi (rahim ağzı kanser taraması) yapabilmek için, doğumun başladığını veya açıklık olduğunu anlayabilmek için, rahim ağzına dikiş atmak veya dikişleri alabilmek için, bebeğin başının seviyesini ve doğum kanalına girdiğini anlayabilmek için...

Hamilelikte ve doğumda ebeler hemşireler muayene yapabilir mi?
Bazı hastanelerde ebe ve hemşireler karın üzerinden veya alttan muayene ederek durumu kadın doğum uzmanı hekime bildirebilirler. Ebe ve hemşireler çeşitli doppler aletleri ve NST cihazı ile bebeğin kalp atımını kontrol edebilir, sancı var mı diye değerlendirebilir.

Muayene olmaya giderken ne yapmak lazım?
O güne kadar yapılan tetkiklerinizi ve ultrason vb. raporlarınızı düzenli şekilde dosyalayarak yanınızda götürmeniz faydalı olabilir, bazen eski raporları incelemek gerekebilir.

Hamileyken göz, kulak burun boğaz ve diğer branş muayeneleri yapılır mı?
Hamilelikte eğer şikayet varsa her branş ile ilgili muayene yapılabilir ilgili uzmanlar tarafından. Göz, kulak burun boğaz, diş muayenesi; basur vb. durumunda makat muayenesi; meme muayenesi, göğüs hastalıkları ve nörolojik muayeneler, ortopedik muayene vb.... Hangi branşa muayene olursanız olun muayene öncesinde gebe olduğunuzu veya gebelik ihtimali olduğunu mutlaka belirtin, istenen tetkikler ve röntgen, tomografi vb. buna göre değişebilir.


İlgil Konular:
- Gebelikte Ultrason
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE YEME İÇME BESLENME (SORU CEVAP YORUMLAR)

GEBELİKTE YEME İÇME BESLENME (SORU CEVAP YORUMLAR)

Hamileyken gece yemek yemek zararlı mı?
Hamileyken hatta bütün insanlar için gece yemek yemek zararlıdır çünkü gece vakti yenen yiyecekler içecekler aşırı kiloya neden olur. Gündüz belli aralıklarla aşırı olmayacak şekilde dengeli beslenmek ve faydalı besinleri almak en ideal olanıdır. Akşam yemeği geç saatlere bırakılmamalıdır. Gece yeme veya tatlı tüketiminden kaçınmak gerekir. Ara öğünlerle sık sık ama azar azar beslenmek önerilir.

Hamileyken mayonez yenir mi?
Mayonez sadece hamilelere değil bütün insanlara mümkün mertebe kaçınılması önerilen bir besindir.

Çok acı yemek, aşırı baharat kullanmak bebeğe zarar verir mi?
Hamilelikte aşırı acılı, biberli, baharatlı beslenme alışkanlıkları bebeğe zarar vermez ancak annenin mide ve barsak problemlerine neden olabilir, bu nedenle aşırısından kaçınmak gerekir.

Hamileyken sabah ne yemeli?
Her insan gibi güne sabah sağlıklı bir kahvaltı ile başlanak iyi olacaktır. Örneğin yumurta (haşlanmış veya kızarmış), peynir, zeytin, reçel kahvaltıda bulundurulabilir. Ekmek tüketilebilir ama aşırı miktarlarda olmamalıdır. Kahvaltıda süt içilebilir. Çay tüketimi gebelikte zararlı değildir, içilebilir. Kaahvaltıda kahve içilmesi önerilmez gebelere çünkü gebelikte bir günde en fazla 1-2 fincan kahve tüketilmelidir. Meyve suları özellikle hazır olanlar hamile olan veya olmayan herkese önerilmeyen içeceklerdir. Teza sıkılmış evde yapılan meyve suyu da az içilmelidir çünkü fazla miktarda şeker içerir.

Hamileyim sürekli yemek yiyorum, ne yapmalıyım?
Hemen kadın doğum uzmanınızdan ve bir diyetisyenden yardım almalısınız. Hamilelikte sürekli yemek yemek aşırı kilo, şeker hastalığı ve diğer bazı risklere neden olabilir. Profesyonel bir yardımla bu yanlış davranış alışkanlığınızı düzeltebilirsiniz.

Hamileler için beslenme listesi veya programı var mı?
Bu tür bir beslenme programı şart değildir, önemli olan anne adayının zararlı besinlerden uzak durarak her insan gibi düzenli ve sağlıklı beslenmesidir. Bu konu başka bir yazıda ayrıntılı olarak anlatılmıştır, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Eğer kendi kendinize yemek yeme düzeninizi ve beslenme şeklinizi normale uygun planlayamıyorsanız bir diyetisyene başvurarak bir diyet programı veya yemek listesi örnekleri alabilirsiniz. Diyetisyen veya uzman hekim tavsiyesi altında olmadan kendi kendinize uygulayacağınız diyet listeleri, beslenme tabloları, menüler zararlı da olabilir, gerekli ve önemli bazı besinlerden yoksun kalmanıza neden olabilir.




Gebeyken acı yemek cinsiyetin kız veya erkek olmasını belirler mi?
Anne adayının acı, ekşi, tuzlu, tatlı veya başka besinleri aşırı istemesi veya tiksinmesi bebeğin cinsiyeti hakkında bir fikir vermez veya cinsiyeti belirlemez. Bu her kadında ve gebelikte farklı şekillerde olabilir.

Hamilelikte domates, sucuk, maydonoz, lahmacun, sarımsak yemek zararlı mıdır?
Domates ve maydanoz faydalı sebzelerdir. Sucuk iyi pişirildiği sürece yenebilir. Lahmacun da güvenilir temiz yerlerden olduğu sürece problem teşkil etmez. Sarımsak yemenin bir zararı yoktur. Hamileyken veya değilken hiçbir yiyecek aşırı miktarda tüketilmemelidir.

Yemekten sonra karın ağrısı, mide yanması ve bulantı normal mi?
Gebelikte sık rastlanan problemlerdir ancak genellikle bazı ilaçlarla kolayca çözüm bulunabilir. Doktorunuza başvurmadan herhangi bir mide ilacı vb. kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu şikayetler her zaman normal gebeliğe bağlı olmayabilir, bu nedenle mutlaka doktora başvurmak muayene olmak gerekir.

Hamileyken asitli ve gazlı içecekler içilir mi?
Bu tür içecekler hamile olmayan insanlara da pek önerilmez. Hamilelikte asitli ve gazlı içeceklerin (kola, gazoz) nadiren tüketilmesinden bir zarar beklenmez ancak en ideali bu tür içecekleri hiç tüketmemektir. Yemek veya et türleri yerken yanında asitli içecek tüketme alışkanlığından uzaklaşmak gerekir.

Hamileyken buz yemek zararlı mı?
Bebeğe direk bir zararı olmaz ancak annenin boğazında enfeksiyon veya mide barsak sisteminde rahatsızlığa neden olabilir, bu nedenle buz yememek, aşırı buzlu içecekler içmemek gerekir. Soğuk içecekler az miktarda buz ile serinlemek amacıyla içilebilir.

Hamilelikte annenin değil bebeğin kilo alması için ne yemeli?
Önemli olan sağlıklı beslenme kurallarına uymak; aşırı şekerli, tatlı, unlu besinlerden uzak durmaktır. Anneye kilo yapmadan bebeğe kilo yapan sihirli besinler yoktur; her besin aşırı tüketilince hem anneye hem bebeğe aşırı kilo yapar.

Hamilelikte gece acıkmak niye olur?
Bu genellikle anne adayının düzensiz yeme alışkanlığından kaynaklanır. Anne adayı kendisini sabah, öğlen ve akşam ana öğünlerle beslenecek şekilde alıştırmalıdır, aralarda küçük ara öğünler yenebilir. Akşam geç saatte ve gece acıkmak, uykudan kalkarak yemek yemek kötü bir alışkanlıktır. Düzenli beslenme ve düzenli yaşam şekli ve yürüyüş anne adayında ideal kilo ve sağlıklı gebelik için önemlidir. Gebeliğinde şeker hastalığı olan anne adayları gece kan şekeri düzeyinde aşırı düşme veya yükselme var mı kontrol etmelidir. Kan şekerinin diyet veya ilaçlarla düzenli seyretmesi şeker hastalarında çok önemlidir.


İlgili, Konular:
- Hamilelike Beslenme
- Gebelikte Faydalı ve Zararlı Besinler, Yiyecekler, İçecekler
Tamamını oku >>

HAMİLEYKEN İLAÇ KULLANMAK (SORU CEVAP YORUMLAR)

GEBELİK SIRASINDA İLAÇ KULLANMAK (SORU CEVAP YORUMLAR)

Hamileyken ilaç kullandım, bebeğim sakat olur mu?
Bazı ilaçlar gebelik sırasında kullanılabilir ve tamamen zararsızdır, bazıları çok gerekli ise kullanılabilir, bazı ilaçlar ise kesin zararlı olduğu için asla kullanılmaz. Sizin kullandığınız ilacın hangi kategoriye girdiğini öğrenmek için doktorunuza başvurmalısınız. İlacın kullanıldığı gebelik haftası, ilacın dozu da etki şeklini değiştirebilir.

Hamileyken bilmeden ilaç kullananlar ne  yapmalı?
Öncelikle ağrı kesici ve antibiyotik dahil hiç bir ilaç gebelikte doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Bilmeden veya bilerek ilaç kullanılmış ise bu durumda hemen doktora başvurulmalıdır.

Hamileyken ilaç kullanıp da bebeği normal olanlar var mı?
Hamilelikte her ilaç kullanan annenin bebeği özürlü olmaz. Bu sadece bir risktir. Hamilelikte zararlı ilaçlardan kullandığı halde bebeği özürlü olmayanlar vardır. Tam tersine hamilelikte hiçbir ilaç veya başka zararlı madde kullanmadığı halde özürlü bebek sahibi olan aileler de vardır. Her özürün kullanılan ilaca bağlı olduğu da net bilinemeyebilir.

Ultrason ve tahliller ilacın zarar verdiğini gösterebilir mi?
Bazı ilaçlara bağlı oluşan ciddi anomaliler yani özürler ultrasonda görülebilir ancak bu her zaman mümkün olmayabilir. Ayrıntılı ultrason veya 3-4 boyutlu ultrason, renkli doppler ultrason da yapılsa her zaman ilaca bağlı etkileri ve zararları görmek mümkün değildir.

Zeka testleri ilacın zararını gösterir mi?
İkili, üçlü ve dörtlü test gibi testler bebekte Down sendromu ve diğer bazı kromozomal anomalilerin varlığını araştırmak için kullanılır, ilaçların yan etkilerini veya ilaçların neden olduğu özürleri gösteremez.

Gebe olduğumdan şüphe ediyorum ilaç içebilir miyim?
Bu durumu mutlaka doktorunuza bildirmelisiniz. Doktorunuz ya gebelik testi ile durumu netleştirir veya ilacın türünü ve kullanım zamanını değiştirir. Hamilelik şüphesi varsa veya adet gecikmesi gibi hamilelik belirtileri varsa rastgele ilaç kullanmamak gerekir.

Hamileyken her vitamin içilebilir mi?
Hamilelikte vitamin ilacı bile olsa asla doktora danışmadan kullanılmamalıdır. Gebelikte doktorların sıklıkla önerdiği vitaminler vardır ancak bunların içerdiği dozlar gebelere uygun şekilde ayarlanmıştır. Gebeler için hazırlanmamış bazı vitamin hapları bazı vitamin türlerini gereğinden fazla miktarda içerebilir ve bu miktar gebeler için zararlı olabilir.

Hamilelikte krem, merhem, fitil gibi ilaçlar kullanmak zarar verebilir mi?
Ağızdan veya iğne şeklinde alınmasa bile krem merhem, fitil, ovül gibi ilaçların da bazıları ciltten veya mukozalardan kana karışarak zararlı olabilirler. Bu ilaçların hepsi bu etkiyi göstermez ancak nadir bazı ilaçlar bu yollardan kana karışarak zararlı dozlarda bebeğe etki edebilir.

İlaç içmeyi unuttum ne yapmalıyım?
Hamilelikte doktorunuzun verdiği vitamin ilaçlarını düzenli kullanmak önemlidir ancak bir iki gün unutmak size veya bebeğinize zarar vermez. Antibiyotik ve diğer tür ilaçları kullanmayı unuttuysanız tedavi eksik kalabilir bu nedenle doktorunuza unuttuğunuzu belirterek danışmalısınız.

Hamileyken kullandığım ilacı emzirirken de kullanabilir miyim?
Bazı ilaçlar gebelik sırasında plasentadan bebeğe geçmeyebilir ancak aynı ilaç lohusalık döneminde emzirirken anne sütü ile bebeğe geçebilir. Bu nedenle hamilelikte bebeğe zarar vermeyen ilaç emzirirken de zarar vermez diye düşünmemek gerekir. Emzirirken her ilacı tekrar doktora danışmak gerekir.

gebelikte ilaç kullanmak
Resmi büyütmek için üzerine tıkla

İlgili Konular:
- Gebelikte İlaç Kullanımı Ve Zararları
Tamamını oku >>

GEBELİKTE ROMATOİD ARTRİT

HAMİLELİK VE ROMATOİD ARTRİT
Romatoid artrit (RA) hastaları genellikle doğurganlık çağında olduklarından gebelikle birlikteliğine
sık rastlanan bir hastalıktır. Romatoid artrit hastaları gebe kaldıklarında sıklıkla (%50-70 kadarında) şikayetlerinde hafifleme izlenir yani gebelik hastalığı iyileştirici etki gösterir. Gnellikle hastalığın iyileşmesi gebeliğin ilk aylarından itibaren başlar. Doğumdan sonra ise hastaların çoğunda ilk aylardan itibaren relaps (şiddetlenme) olur. Hastaların az bir kısmında gebelikte şikayetlerde artma izlenebilir.

Romatoid artrit erişkinlerin yaklaşık %1-2'sinde görülür, kadınlarda erkeklere göre daha yaygındır.
Romatoid artrit tedavisinde kullanılan her ilaç gebelik esnasında kullanılamaz. Bu nedenle romatoid artrit hastaları gebe kalmadan önce veya gebeliği farkettikleri anda doktorlarına ilaçları açısından danışmalıdır.

İlgili Konular:
- Gebelik ve SLE (Sistemik Lupus Eritematozus)
- Gebelikte Bel ve Sırt Ağrısı
Tamamını oku >>

GEBELİKTE SİFİLİZ ENFEKSİYONU

HAMİLELİKTE SFİLİZ ENFEKSİYONU
Sfiliz (eski adı frengi) Treponema Pallidum isimli bir bakterinin etken olduğu hastalıktır. Sfiliz en yaygın olarak cinsel temasla bulaşır. Sfiliz gebelik sırasında da görülebilir ve en sık fetal ölüme neden olan enfeksiyondur. Gebelik esnasında geçirilen sfiliz enfeksiyonu anneden bebeğe plasenta aracılığı ile geçebilmektedir. Sfilizin her döneminde geçiş mümkündür ancak en kolay geçiş sekonder evrede olur. Sfiliz enfeksiyonunda plasenta soluk ve büyük bir hal alır.

Perinatal enfeksiyonun tanısı içim amniyon sıvısında PCR ile DNA saptanması kullanılabilir ancak bazı vakalarda fetus enfekte olduğu halde DNA saptanamamaktadır.
Lezyonlarda karanlık alan mikroskopisi ile T.Pallidum görülebilir. T. Pallidum normal mikroskopta boyasız olarak görülemez. Hareketli bir spirokettir. T. Pallidum besiyerinde ve doku kültüründe üretilemez.
Tanıda en yaygın olarak serolojik testler kullanılır (treponemal antikorlar ve non-treponomal antikorlar).

Gebelikte sifiliz enfeksiyonunun fetus üzerine etkileri:
- Preterm doğum
- Perinatal ölüm
- Düşük doğum ağırlığı
- IUGR
- Ölü doğum
- Hidrops
- Asit

Doğumdan sonra bebekte görülebilecek bulgular:
- Döküntü
- Keratit
- Hutchinson dişleri
- Semer burun
- İskelet sistemi anomalileri
- Nörülojik tutulum
- Sağırlık
- Hepatosplenomegali
- Trombositopeni
- Anemi
- Sarılık
- Myokardit

Sifiliz tedavisi ile ortaya çıkan ateş, döküntü, hipotansiyon, baş ağrısı, miyalji ablosuna Jarisch-Herxheimer reaksiyonu denir. Bu tablo uterin kontraksiyonlara neden olabilir ve preterm doğumu tetikleyebilir.

Gebelikte sfiliz tedavisinde öncelikle kullanılan antibiyotik penisilindir.

İlgili Konular:
- Gebelikte Enfeksiyon Hastalıkları
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE VE DOĞUMDAN SONRA İDRAR KAÇIRMA (İDRAR TUTAMAMA)

GEBELİK DÖNEMİNDE VE DOĞUM SONRASI  İDRAR KAÇIRMA 
Hamilelik sırasında idrar kaçırma (idrarını tutamama, üriner inkontinans) problemi oldukça yaygın rastlanan bir durumdur. Hamilelikte sık idrara çıkma hemen her zaman görülen bir durumdur ve normal bir durum olarak kabul edilir; bu duruma bazen idrar kaçırma eşlik edebilir. Bazı hamilelerde ara sıra ve az miktarda idrar kaçırma olurken bazı hamilelerde daha ciddi boyutlarda olabilmektedir. İdrar kaçırma şikayetine gebeliğin ilk 3 ayında nadiren rastlanır, 4. aydan sonra artmaya başlar, gebeliğin son aylarında da yaygındır. Bütün hamilelerin yaklaşık yüzde 50'si idrar kaçırma durumu ile karşı karşıya kalmaktadır. Genellikle doğumdan sonra lohusalık döneminde idrar kaçırma problemi kendiliğinden ortadan kalkar ancak nadiren devam edebilir.

Hamilelerde idrar kaçırma nedenleri:
- Gebelik süresince büyüyen uterusun (rahim) mesaneye baskı yapması
- Mesane ve mesane boynundaki sfinkterin anatomik olarak yer değiştirmesi
- Gebelikte artan progesteron hormonunun mesane sfinkter kaslarında gevşemeye neden olması

 Gebelik sırasında görülen idrar kaçırma genellikle "stres inkontinans" şeklindedir yani öksürme, hapşırma, gülme, egzersiz, ani hareket gibi mesane üzerine basıncı arttıran durumlarda gerçekleşen idrar kaçırmadır.
Gebelik sırasında nadiren "urge inkontinans" denilen aniden sıkışma ve tuvalete yetişememe şeklinde gerçekleşen idrar kaçırma da meydana gelebilir. Bu durumda hasta acilen tuvalet ihtiyacı hisseder ve tuvalete yetişmeye çalışır ve tuvalete oturamadan bir miktar idrar kaçırır. Bu tip idrar kaçırma gebelikte nadiren görülür.

Tedavi ve önlem:
Hamilelik sırasında idrar kaçırmayı önlemek için en kolay ve faydalı yöntem Kegel egzersizi yapmaktır. Kegel egzersizi herkesin evinde kısa sürede kendi kendisine yapabileceği basit ve etkili bir yöntemdir. İdrar torbası etrafındaki ve pelvis tabanındaki kasları güçlendirerek istemsiz idrar kaçırmaları engeller. Kegel egzersizleri hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kegel egzersizine başlar başlamaz fayda beklenmemelidir, hergün düzenli olarak egzersiz yapan kişide genellikle 4-6 hafta sonunda fayda görülmeye başlanır. 6 hafta boyunca Kegel egzersizi yapılmasına rağmen fayda görülmemişse başka tedavi yöntemleri için doktora danışılmalıdır.
İdrar kaçırma zamanlarını not etmek ve çizelge oluşturmak işe yarayabilir. Buna göre gün içerisinde idrar kaçırma olan saatler belirlenir ve bu saattler yaklaştığında planlı olarak idrar yapılırsa idrar kaçırma engellenebilir.

DOĞUMDAN SONRA İDRAR KAÇIRMA
Doğumdan hemen sonraki aylarda idrar tutamama şikayetine yaklaşık %20-30 oranında rastlanmaktadır (postpartum üriner inkontinans). İdrar tutamama şikayeti normal doğumdan sonra daha sık görülmekle beraber sezaryen ameliyatından sonra da görülebilmektedir (kaynak). Bazı araştırmalarda elektif sezaryen doğum sonrası stres üriner inkontinansın normal doğuma göre daha az görüldüğü ancak ilerlemeyen doğum eylemi nedeniyle uygulanan sezaryenlerden sonra oranın normal doğuma benzer görüldüğü belirtilmiştir (kaynak). Bu tür çalışmalarda stres inkontinansın doğum eylemi sırasında pelvik taban doku ve kaslarında meydana gelen hasara bağlı geliştiği vurgulanmıştır.
Doğum sırasında spinal veya epidural anestezi uygulanan hastalar doğumdan sonraki ilk günlerde geçici idrar kaçırma problemi yaşayabilirler, bu tür anestezinin idrar kaçırma şeklinde kalıcı etkisi olmaz.
Kegel egzersizlerine gebelik sırasında ve doğum sonrasında devam etmek doğumdan sonra idrar kaçırmaları önlemek açısından faydalıdır. Doğumdan sonra en az 3 ay düzenli yapılması önerilir.
Doğumdan sorraki aylarda aşırı çay içmek, kahve tüketimi, kolalı içecekler ve alkol tüketimi mesane kontrolünü azaltır; bu tür içeceklerden kaçınmak idrar kontrolünü kolaylaştırır. Bu önlemlere rağmen geçmeyen idrar kaçırma (üriner inkontinans) mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir.


İlgili Konular:
- Gebelikte Kegel Egzersizi
- Gebelikte Sık İdrara Çıkma
- Gebelikte İdrarda Kan Olması
- Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu
Tamamını oku >>

GEBELİKTE LAPAROSKOPİ (KAPALI AMELİYAT)

HAMİLELİKTE KAPALI YÖNTEMLE AMELİYAT UYGULANABİLİR Mİ?

Hamilelik sırasında over kisti (yumurtalık kisti), over torsiyonu, apandisit, kolesistit gibi nedenlerle ameliyat yapılması gerekebilmektedir. Gebelik döneminde müdahale edilmesi zorunlu olmayan hallerde ameliyat doğum sonrasına ertelenir, ancak bazı hallerde hamilelik sırasında ameliyat ile mmüdahale etmek zorunludur. Bu durumlarda kapalı yöntemle ameliyat (laparoskopik) veya açık ameliyat (laparotomi) yöntemi ile müdahale edilebilmektedir. Bazı hastalıklarda kapalı ameliyat uygulanamaz ve açık ameliyat uygulanması şarttır; bazı hastalıklarda ise her iki ameliyat yöntemi de uygulanabilmektedir. Örneğin mide perforasyonu durumunda açık yöntem uygulanması şart iken, apandisit veya yumurtalık kisti durumunda her iki yöntem de uygulanabilir. Uygulanacak ameliyat yöntemi hastalığın ne olduğuna, hastanenin ve doktorun imkan ve tecrübelerine, hastanın tercihine göre değişebilmektedir. Hamile olmayan hastalarda olan laparoskopi kontrendikasyonları aynı şekilde hamile hastalarda da geçerlidir (hemodinamik instabilite gibi).

Dış gebelik (Ektopik gebelik) tedavisi için yapılan laparoskopik ameliyat bu sayfadaki yazının konusu dışındadır. Bu yazıda kastedilen normal gelişen bir gebelik varken, yanısıra meydana gelen gebelik dışı bir patoloji nedeniyle ameliyat uygulanmasıdır.



Gebelik sırasında hangi durumlarda laparoskopi (kapalı ameliyat) uygulanabilir?
- Over (yumurtalık) kistleri (hemorajik kist, endometrioma, dermoid kist)
- Adneksiyal torsiyon (Over kist torsiyonu) (bkz: salpingoooferopeksi)
- Myom (fibroid) torsiyonu (kaynak)
- Heterotopik gebelik
- Apandisit
- Kolesistektomi (safra kesesi alınması)
- Mezenterik kist
- Splenektomi, nefrektomi, fıtık onarımı, lenfadenektomi gibi nadir uygulamalara ait vaka bildirimleri de vardır (kaynak 1, 2).

Daha önceki yıllarda gebelerde laparoskopik cerrahi çok yaygın uygulanmamaktaydı, bunun nedenleri uterusun manipulasyonu zorlaştıracak şekilde büyük olması, uterus ve fetusun zarar görmesinden korkulması, karbondioksite bağlı asidoz gelişebileceği gibi endişelerdi. Ancak günümüzde yapılan araştırmalarda laparoskopi ile açık ameliyat arasında gebelikle ilgili riskler açısından fark olmadığının gösterilmesi nedeniyle ve laparoskopi uygulayan cerrahların tecrübelerinin artmasından dolayı yaygın olarak uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca laparoskopik yöntemin  gebe olmayan hastalarda sağladığı avantajlar aynı şekilde gebe hastalarda da geçerliliğini korumaktadır (ameliyat sonrası ağrının daha az olması, hastanede daha az kalma gereksinimi, yara yeri enfeksiyonu riskinin düşük olması gibi).

Gebelikte laparoskopik ameliyat tekniği:
- Genel anestezi altında karbindioksitle batın şişirilmesi aynen gebe olmayan hastalardaki gibi uygulanabilir.
- Hastanın ilk trimesterde düz supin pozisyonunda, 16. hafatdan sonra hafif sola dönük pozisyonunda olması tercih edilir. Sola yatırmakta amaç büyük damarlara olan basıyı azaltmaktır. Ameliyatta görüntüyü kolaylaştırması açısından gerektiğinde Trendelenburg pozisyonu uygulanabilir.
- Trokarların giriş yeri uterus büyüklüğüne göre değiştirilebilir. Duruma göre yan trokarlar sağ veya sol aynı taraftan  girilebilir (kaynak). Büyük gebeliklerde ilk trokar ve veress girişi supraumblikal bölgeden uygulanabilir. Trokar girişi esnasında uterusun yana deviye edilmesi yaralanması riskini azaltabilir. Mümkün olduğunca ince trokarlar tercih edilir.
- Veress iğnesi özellikle büyük uteruslarda dikkatli girilmelidir, kazara uterusa giriş bildirilmiştir (kaynak).
- Pnömoperiton oluşturmak amacıyla ilk trokar girişinde açık teknik (Hasson tekniği) veya Veress iğnesi uygulanabilir. Bu cerrahın tecrübesi ve yatkınlığı ile ilgilidir. Veress iğnesinin sol üst kadrandan uygulanmasını öneren merkezler vardır (kaynak), orogastrik tüp ile mide boşaltılması uygulanması mide yaralanması riskini azaltır.
- İntraabdominal basıncın çok artmamasına özen gösterilmelidir (12mm Hg altında kalmalı). Bunda amaç damarlara olan basıncı azaltmak, venöz dönüşün engellenmesini önlemek ve CO2 emiliminin mümkün olduğunca az olmasını sağlamaktır.
- Gazsız laparoskopi uygulaması da gebelik sırasında mümkündür ancak yaygın olarak uygulanmamaktadır. Bu yöntem CO2 emilimine bağlı hiperkarbi ve fetal asidozdan kaçınmak ayrıca intrabadominal basınca bağlı venöz kan akımı azalmasından kaçınmak amacıyla uygulanmıştır ancak CO2 basıncı yüksek tutulmadığı sürece bu yan etkiler gelişmemektedir. Ayrıca ameliyat sırasında uzun süreli ve yüksek basınçlı suction kullanımına imkan sağlaması sayesinde koterizasyondan kaynaklanan toksik gazlara fetusun maruz kalmasını engeleyebileceği bildirilmiştir (kaynak). Gazsız laparoskopinin genel anestezi olmadan rejyonel anestezi altında yapılabilmesi fetus açısından diğer bir avantajı olarak bildirilmiştir. Batın ön duvarı elevasyonu için özellikli ekipman gerektirmesi dezavantajıdır ve günümüzde yaygın olarak uygulanmamaktadır. Gazsız laparoskopi hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
- Ameliyat sonrası uterin aktivite artış riski ve fetal kalp atım değişiklikleri açısından anne ve fetus yakın takibe alınmalıdır.
- Hamilelikte uygulanacak laparoskopi öncesinde rutin proflaktik tololiz uygulanmasına dair öneri yoktur.

Hamilelikte laparoskopi için en uygun zaman nedir?
Açık cerrahide olduğu gibi laparoskopi (LS) için de en uygun zaman ikinci trimesterin başlarıdır (12-16 hafta). İlk trimester yani gebeliğin ilk 3 ayı fetal teratojenite ve düşük riski yüksek olmasından dolayı zorunlu olmadıkça ilk tercih değildir ancak uterusun küçük olmasından dolayı laparoskopi işlemi kolay uygulanabilir. Over torsiyonu gibi ikinci trimestere ertelenemeyecek acil hallerde ilk trimesterde laparoskopik cerrahi uygulanmaktadır. Gebeliğin son 3-4 ayında (son trimesterde) ise ameliyata bağlı erken doğum riski daha sık gelişebilmektedir ayrıca fazla büyük olan uterus laparoskopi uygulanmasını zorlaştırır ancak bu dönemde de uygulanan başarılı ameliyatlara ait vaka bildirimleri vardır (kaynak 1, 2, 3).


İlgili Konular:
- Laparoskopi (Kapalı Ameliyat)
- Gebelik Sırasında Ameliyat Olmak
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE İNME (FELÇ)

GEBELİKTE BEYİN DAMARLARINDA TIKANMA VEYA KANAMA OLMASI
İnme yani stroke (halk arasındaki tabiriyle felç, beyin felci) beyin damarlarında meydana gelen tıkanma veya ani oluşan kanama nedeniyle vücudun bir kısmında felç meydana gelmesidir.  Serebrovasküler olay veya serabrovasküler hastalık (SVO) olarak da adlandırılır.  Beyin damarlarında oluşan tıkanma veya vücudun başka bölgesinden (kalpten) beyine pıhtı atması, beyin içerisine ani kanama olması gibi nedenlerle inme oluşabilir. Beyin damarında tıkanma nedeniyle meydana gelen inmeye iskemik inme denir, beyin kanaması nedeniyle meydana gelen inmeye hemorajik inme denir.  İnmeye sebep olan  ana mekanizma beyinde bir bölgenin beslenmesinin bozulmasıdır. Acilen tedavi edilmesi gereken acil bir durumdur.
Geçici olarak gelişen inme durumlarına transiyent iskemik atak (TİA) denir, burada geçici ve kısa bir ani inme durumu oluşur. TİA'da belirtiler kısa sürer ve kendiliğinden düzelir genellikle.

İnme (serebrovasküler olay) durumunda genellikle vücudun bir tarafında aniden güçsüzlük, kolda-bacakta uyuşukluk,  şiddetli baş ağrısı, ani görme bozukluğu, konuşamama, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler olur. İnme durumunda bazen koma eşlik etse de her zaman görülmez.

Gebelerde veya gebe olmayanlarda inme riskini arttıran faktörler:
- Sigara
- Alkol
- Kokain
- Yüksek tansiyon
- Kalp kapak hastalıkları
- Myokard enfarktüsü geçirmiş olmak
- Endokardit
- Atrial fibrilasyon
- Trombofili
- Diyabet
- Hiperkolesterolemi
- Obezite, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı
- Gebelik
- Doğum kontrol hapı kullanımı (kaynak)

Gebelik ve Postpartum Dönemde İnme:
Gebe olmayan kadınlarda yaklaşık onbinde 1 oranında görülen inme, gebe kadınlarda onbinde 2-3 olacak şekilde daha sık görülmektedir. Gebelikte inme riskinde artış olmasının nedeni gebelikte hiperkoagulabiliteye yatkınlık meydana gelmesi, hemokonsantrasyon, kardiyovasküler sistem değişiklikleri, ve preeklampsi gibi hipertansif durumlar olarak düşünülmektedir.
Gebelikte iskemik ve hemorajik inmenin en sık nedeni preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu'dur. Gebelikte anevrizma, arteriovenöz malformasyon, preeklampsi gibi nedenlerle hemorajik inme meydana gelebilir; serebral venöz sinüs trombozu, kalp kapak hastalıkları ve preeklampsi gibi nedenlerle iskemik inme meydana gelebilir. Trofoblastik emboli ve amniyotik sıvı embolisi gibi nedenler gebeliğe spesifik ancak çok çok nadiren görülen inme nedenleridir.
Doğum sonrası yani lohusalık dönemi de inme açısından belirgin risk artışı ile karakterizedir, gebelikle ilgili inmelerin yaklaşık yarısı bu dönemde görülür. Hipertansiyon ve sezaryen gebelik-postpartum dönemde inme riskini daha da arttırmaktadır (kaynak). Postpartum enfeksiyon ve kanama da inme riskini arttıran faktörlerdendir (kaynak).

Gebelikte inmenin tanısı ve tedavisi gebe olmayan insanlar ile benzerdir. Şiddetli preeklampsi veya HELLP durumu varsa buna yönelik spesifik tedavi verilir. CT (bilgisayarlı tomografi) genellikle tanıta ilk basamak olarak kullanılsa da MR'ın gebelikte güvenli olması ve bazı küçük enfarktlarda daha sensitif olması avantajlarıdır.

Aşağıda Amerikan Kalp Derneği'nin yayınladığı infografikte gebelikte inme riskinin arttığı ve hipertansiyon ile komplike gebeliklerde daha fazla arttığı vurgulannmaktadır. Ayrıca inmenin kadınlarda erkeklerden daha sık görüldüğü belrtilmektedir. İnfografiğe göre inme ölüm nedenleri arasında kadınlarda 3. sırada, erkeklerde 4. sırada yer almaktadır.

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

İlgili Konular:
- Hamilelikte Damar Tıkanıklığı
- Doğum Kontrol Hapı Kullananlarda Damar Tıkanıklığı Riski
- Hamilelikte Kan Pıhtılaşması (Koagulasyon Değişiklikleri)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ

GEBELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ

İyot (iodin, iodine) vücutta birinci görevi tiroid hormonları yapımında görev almak olan önemli bir elementtir. İyot alımı yetersiz olduğunda tiroid hormonlarının yapımı bozulur ve guatr denilen hastalık meydana gelir. Guatr boynun ön tarafında bulunan troid bezinin fazla büyümesidir. Dünya nüfusunun yaklaşık %40'ı iyot eksikliği riski altındadır (kaynak).
Hamilelik anabolik bir durum olduğu için hamilelikte tiroid hormonları yapımı artar ve dolaylı olarak iyot ihtiyacı artar.

Hangi yiyeceklerde iyot bol bulunur?
- Peynir
- Yoğurt
- İnek sütü
- Dondurma
- Yumurta
- Balık (Tuzlu su balıkları)
- Kabuklu deniz hayvanları
- İyotlu sofra tuzu

İyot toprakta ve deniz suyunda bol miktarda bulunur. Besinlerin yetiştiği bölgedeki toprağın içerdiği iyod miktarına bağlı olarak aynı besin farklı yerlerde yetişmesinden dolayı çok faklı miktarda iyot içerebilir. Bu nedenle her besinin ne kadar iyod içerdiğini belirlemek ve satılan ürün paketlerine bunu yazmak her zaman kolay değildir.

İyot eksikliği tanısı:
İyot eksikliği tanısı genellikle kişiye özel değil belli toplumlar için konular bir tanıdır. Ülkemizde ve dünyada belli bölgelerde iyot eksikliği yaygındır. İyot eksikliği bu şekilde belli bölgelere özel olabilen bir durumdur çünkü o bölgenin besinleri buna neden olmaktadır. İyot vücuttan idrarla atılan bir element olduğu için iyot eksikliği teşhisi idrarla atılan iyot miktarına bakılarak konulur.

İyot eksikliğinde görülen belirtiler ve hastalıklar:
- Guatr: İyot eksikliğinde tiroid bezi yeteri miktarda iyot tutabilmek için normalden fazla büyümek zorunda kalır ve boyun ön tarafında şişlikle karakterize guatr hastalığı meydana gelir.
- Hipotiroidizm: Hipotiroidizm tiroid hormonlarının yeterince üretilememesidir ve dünyada en sık nedeni iyot eksikliğidir.
Guatr ve hipotiroidizm hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilen hastalıklar olmasına rağmen iyot eksikliğinin gebelikte görülmesi durumunda gebeliğe ve doğacak olan bebeğe spesifik yan etkileri olabilir.

İyot eksikliğine bağlı konjenital hipotiroidizm dünyada önlenebilir zeka geriliğinin en sık nedenidir.

İyot eksikliğinin tedavisi:
Bir insanın vücudunda iyot miktarının eksik olup olmadığını anlayacak bir test yoktur ancak idrarla atılan iyot miktarına bakılarak alınan miktarın düzeyi tahmin edilebilir. Ancak bu rutinde yapılan bir tetkik değildir. Eğer bir hastada iyot eksikliğine bağlı guatr veya benzeri hastalıklar varsa tiroid hormon ilaçları ile bu hastalık direk tedavi edilir, iyot verilmez dışarıdan genellikle. Bunun yerine iyot eksikliği tespit edilen toplumlarda tuz, ekmek, içme suyu gibi besinlere iyot eklenmesi sağlanarak iyot eksikliği önlenir.

İyot eksikliğinin önlenmesi:
Dünya sağlık örgütü son 50 yılda Dünya'da iyot eksikliğinin önlenmesi için çok fazla çalışma yapmıştır. Bu çalışmaların en önemlisi iyotlu tuz satılmasının yaygınlaştırılması ve mecburi hale getirilmesidir.
İyot ışıktan etkilenerek bozunabilir. Bu nedenle tuzun şeffaf olmayan tuzluklarda ve karanlık ortamda saklanması gereklidir.
Ülkemizde 2011 yılında uygulanmaya başlanan "aşırı tuz tüketimini azaltma eylem planı" ile tuzla alınan iyot miktarının gerekenin altına düşmeyeceği yani tuz ile yeterince iyot alımının devam edebileceği bildirilmiştir.

İyotlu tuz - İyotsuz tuz:
Ülkemizde 80'li yıllara kadar iyotlu tuz üretimi ve satılması yoktu. Seksenli yıllarda iyotlu tuz teşvik edilmeye başlandı ve yaygınlaştı. 9 Temmuz 1998 tarih ve 23397 sayılı Resmi Gazete ile Türk Gıda Kodeksi Yemeklik Tuz Tebliği'ne göre sofra tuzlarının iyotlanması zorunlu olmuştur. 2002 yılından itibaren de ülkemizde iyotsuz tuz üretimi yasaklanmıştır. Tuzun iyotlanmasının basit olması ve tat, koku, renk değişikliğine neden olmaması avantajdır bu nedenle iyot eklenen besinler içerisinde en çok tercih edilen tuzdur.
Bazı tür guatr ve bazi hipertitoidi hastalarında iyotlu tuz kullanımı sakıncalı olabilir.. T.C. Sağlık Bakanlığı ile T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yayımlanan tuz tebliğlerine göre Türkiye'de üretilen tüm sofralık tuzların iyotlu olarak üretilmesi zorunludur. 15.08.2000 Tarih ve 24141 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Türk Gıda Kodeksi Yemekli Tuz Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ" bazı hastaların kullanımı için 250 g'lık ambalajlarda iyotsuz sofra tuzu üretilmesine izin verilmiştir (kaynak).

Fazla miktarda iyot alınması:
Fazla miktarda iyot takviyesi alınması özellikle tiroid hastalıkları (nodül, hipertiroidizm) olan kişilerde problemlere neden olabilir, tiroid fonksiyonları bozulabilir. Normal populasyonda genellikle iyot fazlalığı bir probleme veya zehirlenmeye neden olmaz.

HAMİLELİKTE İYOT EKSİKLİĞİNİN ZARARLARI
- Gebelikte iyot eksikliği ve hipotiroidi (tiroid hormonlarının normalden az olması) bebeğin beyin gelişimini etkileyebilir. Hamileliğin özellikle ilk yarısında bebeğin nörolojik gelişimi açısından annenin tiroid hormonları çok önemlidir çünkü bebek kendisi tiroid hormonu üretmeye 16-18 hafta civarında başlar, bu zamana kadar annenin tiroid hormonları bebeğin gelişiminden sorumludur (kaynak).
 Gebelikte hipotiroidi ve zararları konusunda ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
- Anne adayındaki iyot eksikliği hipotiroidiye yani tiroid hormonlarının normalden az olmasına neden olmuşsa bu durumda düşük gelişme riski artar.
- Hamilelik sırasında iyot eksikliği hipotiroidiye neden olmuşsa bebekte bazı anomaliler ve doğumdan sonra zeka geriliği, öğrenme güçlüğü gibi problemler meydana gelebilir.
- Öğrenme ve davranışsal nörolojik problemler ciddi iyot eksikliğinde görülebilmekle beraber hafif iyot eksikliğinde görülebileceğine dair şüpheler araştırmaların çoğunda kanıtlanmamıştır (kaynak). Ancak bazı araştırmalar hamilelikte görülen hafif ve orta derecede iyot eksikliğinde de doğumdan sonra çocukta öğrenme güçlüğü ve benzeri nörolojik problemler izlenebileceğini göstermiştir (kaynak).
- 2013 yılında yayınlanan bir araştırmada hafif derecede iyot eksikliği saptanan gebeliklerde doğumdan sonra çocuk yeterli miktarda iyot alsa bile öğrenme yeteneğinin az olabileceği vurgulanmıştır. Bu araştırmada doğumdan sonra çocukların iyottan zengin beslenmelerine rağmen 9 yaşında öğrenme/anlama yeteneklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır (kaynak).

Hamilelikte iyot kullanımı:
Ülkemizde hamilelikte sık kullanılan multivitamin ilaçlarında iyot takviyesi bulunmamaktadır. Ancak iyotlu tuz tüketiminin uygulanması ve her hamileliğin başlangıcında tiroid hormonunun (TSH) kontrol edilmesi ile hipotiroidi ve iyot eksikliğine bağlı komplikasyonlar minimale indirilmektedir. Ülkemizde özellikle karadeniz bölgesinde iyot eksikliği ve guatr yaygındır ancak son yıllardaki iyotlu tuz uygulanmasıyla azalmıştır. İyot eksikliği veya hipotiroidi gibi nedenlerle ilaç kullanımı gerekiyor mu doktorunuza danışmalısınız, doktor önerisi olmadan asla iyot veya guatr ilacı kullanılmamalıdır.


İlgili Konular:
- Gebelikte Tiroid Hastalıkları ve Guatr
- Hamilelikte Tiroid Hormon Yüksekliği (Hipertiroidi)
- Hamilelikte Tiroid Hormon Düşüklüğü (Hipotiroidi)
- TSH Hormonu 
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE İNSÜLİN DİRENCİ (REZİSTANSI)

GEBELİKTE İNSÜLİN DİRENCİ (REZİSTANSI)

İnsülinin hormonunun vücutta çeşitli etkileri olmakla beraber başlıca etkisi kan şekerinin düzenlenmesidir, insülin vücutta karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında rol alır. İnsülin direnci yani insülin rezistansı insülin hormonunun dokularda etki göstermesine karşı olan direnci ifade eder yani insülinin dokularda etki gösterme yeteneği azalır. İnsülin kas ve diğer bazı dokularda kandaki glikozun (şekerin) doku hücreleri içerisine girmesini sağlayacak şekilde etki gösterir. İnsülin direncinin artması (insülin duyarlılığının azalması) halinde insülin hormonu bu etkisini yeterince gösteremez ve doku içerisine geçemeyen şeker kanda birikir, kan şekeri normalden fazla yükselir. Diyabet (şeker hastalığı) olanlarda kan şekeri yükselmesi kabaca bu şekilde açıklanabilir.
İnsülin direnci olan kişilerde insülin seviyesi genellikle yüksek saptanır çünkü var olan direnci yenerek görevini yerine getirebilmek için insülin hormonu artış gösterir ancak buna rağmen dirençten dolayı kan şekerini düşürmeyi başaramaz.

Hangi durumlar insülin direncinin artmasına (yüksek olmasına) neden olur:
- Diyabet (Tip 2 diabet)
- Obezite (aşırı kilo, bel çevresi kalınlığı insülin direnci ile  ilgilidir.)
- Gebelik
- Genetik nedenler
- İmmünolojik nedenler

Gebelikte insülin direncinin artması:
Gebelik sırasında başlıca hormonal nedenlerle insülin direncinde artış izlenir. (İnsülin sensitivitesi azalır.) Hamileliğin 24-28 haftaları arasında insülin direnci en yüksek seviyededir, bu nedenle 50 gram glikoz yükleme testi bu haftalarda yapılır.
Anne adayının kilolu olması ve obezite insülin direncinin artmasına katkıda bulunur. Aşırı kilolu hamilelerde insülin rezistansı ve GDM (gebeliğe bağlı şeker hastalığı) daha sık görülür. Bazı araştırmalar sağlıklı beslenme ve egzersiz ile aşırı kilo alımının önlenmesi durumunda hamilelikte insülin direncinin azaldığını göstermiştir (kaynak). Son yıllarda GDM sıklığının 2 katına çıkması da gebeliklerin daha kilolu geçmesi ile ilgilidir.

Gebelik matabolik sistem mekanizmalarında çok değişikliklere yol açan bir durumdur. Bu değişiklikler neticesinde yağ dokusunda artış olur, insülin direncinde artış olur.  Gebelikte değişiklik gösteren bazı plasental hormonal düzeyler anne matabolizmasını bebeğin beslenmesi lehine değiştirmeye çalışırlar.

Human Plasental Laktojen (hPL)
Gebelikte insülin direncinde artış ile ilgisi en iyi bilinen hormondur. Gebelikte hPL düzeyi yaklaşık 30 kat artar. Hamilelik süresince pankreastan insülin salınımında artışa neden olur ve periferal insülin direncinde artışa neden olur (kaynak).

Human Placental Growth Hormone (hPGH)
Hipofizden salınan growth hormona (büyüme hormonu) benzer. Gebelikte düzeyi yaklaşık 8 kat artar ve hPL gibi insülin direncinde artışa neden olur (kaynak).


İlgili Konular:
- Gestasyonel Diyabet (Gebeliğe Bağlı Şeker Hastalığı)
- Hamilelik Şekerinde Diyet Ve Beslenme
- Gebelikte İnsülin Kullanımı
- Hamilelikte Glikoz Yükleme Testi
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA, ŞİŞLİK (PİYOJENİK GRANÜLOMA)

GEBELİKTE DUDAK VE DAMAKTA YARA VE ŞİŞLİK 

Piyojenik granüloma ağız dışında vücudun parmak ve kafa derisi gibi  diğer bölgelerinde de görülebilen bir patolojidir. Ağız içerisinde en çok diş etinde ve dudakta görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanır. Gebelik ve doğum kontrol hağı kullananlarda olduğu gibi hormonal değişikliklere bağlı oluşan formuna granüloma gravidarum  (gingivanın hamilelik tümörü) ismi verilir. Genellikle kırmızı mor renkte, üzeri ülsere, kanamalı 1 santimetre civarında boyutlarda lezyonlardır. Genellikle hamileliğin ilk 3 ayından sonraki dönemlerinde meydana gelir. Gebelerin yaklaşık %5'inde görülür.
Aftlar ve aftöz ülserlerle, ağız içerisinde yara ve uçuk (herpes) gibi diğer lezyonlarla, travmatik ülserlerle ayırt edilmesi gerekir.

Piyojenik granüloma oluşmasında etkili faktörler arasında ağız ve diş bakımının temizliğinin iyi olmaması, ağız içerisinde yabancı maddeler, diş taşları, gebelik ve diğer hormonal değişiklikler sayılabilir. Bu nedenle anne adaylarının ağız ve diş bakımına özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Tedavi:
Hamilelik sırasında piyojenik granülom genellikle izlenir ve doğumdan sonra yüksek oranda kendiliğinden iyileştiği görülür. Nadiren aşırı kanamaya veya hastanın beslenememesine neden olan lezyonlar cerrahi tedavi gerektirebilir. Bazen maligtine gibi diğer patolojilerden ayırt etmek için de cerrahi tedavi ve patolojik inceleme gerekebilir. Genellikle hamilelik sırasında ameliyat tercih edilmez çünkü gebelik sırasında ameliyat edilen vakalarda nüks daha sık gelişmektedir, gebelikten sonra ameliyat edilenlerde nüks nadirdir.


İlgili Konular:
- Hamilelikte Diş Bakımı ve Diş Sağlığı
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE STRESİN BEBEĞE ETKİLERİ

GEBELİKTE STRES, ÜZÜNTÜ, SIKINTI VB. DURUMLAR BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Anne adayları hamilelik döneminde gebelik ile ilgili problemlerden dolayı veya başka nedenlerden dolayı zaman zaman stres, üzüntü, sıkıntı, ağlama, bunalım, depresyon, sinirlenme, aşırı kızgınlık, öfke gibi durumlarla karşı karşıya kalabilirler. Yapılan araştırmalar anne adayında oluşan bu stres durumlarının anne karnındaki bebeği de etkileyebildiğini göstermektedir. Bu etkilenmenin başlıca nedeni annenin stres yaşaması durumunda artan stres hormonlarının (kortizol, adrenalin) anne kanı aracılığıyla bebeğe de geçebilmesidir.

Annedeki stres ve üzüntü bebeği nasıl etkiler? Zarar verir mi?
Hayvanlar üzerinde ve insanlar ile yapılan birçok araştırmada anne adayının yaşadığı ciddi stresin bebek üzerinde bazı olumsuz etkilerde bulunduğu gösterilmiştir. Bunlar:
- Düşük riskinde artma
- Erken doğum
- Doğum ağırlığının az olması
- Bebeğin zihinsel fonksiyonlarında azalma
- Dikkat eksikliği
- Hiperaktivite
- Duygusal problemler
- Sinirlilik

Bazı araştırmalar annenin hamilelik sırasında büyük depremler ve benzeri ciddi doğal felaketler nedeniyle çok ciddi psikolojik travma ve stres yaşamasının bebeğin ergenlik yaşlarına geldiğinde depresyon, şizofreni gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklıklara yakalanma riskinin arttığını göstermiştir.

Hamilelik sıraasında stresi ve yukarıdaki riskleri azaltmak için öneriler:
- Sizi strese sokan durumları not edin ve çözümü için uygun tanıdıklarınız ile paylaşın
- Sağlıklı beslenmeye özen gösterin
- Düzenli uyuyun
- Doktorunuzun önerileri doğrultusunda uygun egzersiz ve spor programları yapın
- Gebelik ve doğum hakkında bilginizin az olmasından dolayı endişe hissediyorsanız doktorunuzdan veya hamile eğitim sınıflarından bu konuda bilgi alın. Bilgisizlik korku ve endişeye neden olur.
- Kendi kendinize baş edemediğiniz veya ciddi düzeyde bir psikolojik probleminiz varsa mutlaka bir psikiyatri uzmanı ile bunu paylaşın.

Kaynaklar: 1, 2

İlgili Konular:
Gebelik Depresyonu
Gebelikte Psikolojik Sorunlar, Bozukluklar
- Hamilelikte Ağlama Krizleri
- Stres ve Kısırlık
Tamamını oku >>

GEBELİĞİN AKUT YAĞLI KARACİĞERİ

HAMİLELİK VE AKUT YAĞLI KARACİĞER
Gebeliğin akut yağlı karaciğeri (GAYK) (Acute fatty liver of pregnancy, AFLP) denilen hastalık  hamilelik sırasında görülen nadir ama ciddi hastalıklardan birisidir. Gebeliğin özellikle son aylarında 30. haftadan sonra doğuma kadar veya nadiren doğumdan sonra lohusalık döneminde görülebilmektedir. Yaklaşık 10-15 bin gebelikte bir görülen nadir bir durumdur. İkiz gebeliklerde, ilk gebeliklerde ve bebeğin erkek olduğu gebeliklerde daha sık görülmektedir.

Belirtiler:
Halsizlik, yorgunluk, sarılık, kaşıntı, bulantı, karın ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Hastalığın şiddetli olması durumunda anne hayatını tehlikeye atabilecek komplikasyonlar gelişebilmektedir. Maternal mortalite %10 civarında, fetal mortalite %20 civarında  değişmektedir. Pıhtılaşma bozukluğuna bağlı mide-barsak kanamaları meydana gelebilir. Preterm eylem %70 civarında görülür.

Bulgular:
- Hipofibrinojenemi
- Hipoalbumünemi
- Hipokolesterolemi
- Hipoglisemi
- Pıhtılaşma zamanında uzama, koagülopati
- Hepatik ensefalopati
- Serum transaminaz yüksekliği
- Hemoliz
- Proteinüri
- Böbrek yetmezliği
- Ensefalopati
- DIC

Teşhis:
ALT ve AST gibi karaciğer enzimlerinde yükselme saptanır. Biluribin düzeyleri yükselir. Karaciğerdeki hasar nedeniyle pıhtılaşma faktörleri üretimi bozulur ve pıhtılaşma (koagulasyon) bozukluğu meydana gelebilir. Trombositopeli sık görülür. Böbrek fonksiyon testlerinde bozulma meydana gelebilir. Protrombin zamanında uzama görülür. Tansiyon yüksekliği nadiren olabilir, genelde tansiyon normaldir. Bazı hastalarda portal hipertansiyona bağlı asit meydana gelebilir. Hipoglisemi meydana gelebilir.
Ultrason ile karaciğerde yağlanma olduğu izlenir. Karaciğer biyopsisinde de yağlanma izlenir ancak pıhtılaşma bozukluğu meydana gelen hastalarda karaciğer biyopsisi yapılamaz. Her zaman biyopsi yapılması tanı için şart değildir. Karaciğerde yağlanma izlenen her gebe "gebeliğin akut yağlı karaciğeri" olduğu anlamına gelmez, başka nedenlere bağlı da karaciğerde yağlanma gelişebilir.
Hepatitler ve HELLP sendromu gibi diğer karaciğer hastalıkları ile ayırıcı tanı yapılması gerekir.

Tedavi:
Gebeliğin akut yağlı karaciğeri doğum gerçekleştikten sonra hızla gerileyen bir hastalık olduğu için tedavide genellikle bir an önce gebeliğin doğum ile sonlandırılması tercih edilir. Bu nedenle sıklıkla erken doğum gerçekleşmesine neden olur. Doğumun hızla gerçekleşebileceği veya spontan başladığı durumlarda normal doğum da mümkün olabilir ancak sıklıkla sezaryen gerekmektedir acil doğum için. Kan transfüzyonu ve pıhtılaşmanın düzeltilmesine yönelik tedaviler sıklıkla gerekir. Koagulasyon bozukluğundan dolayı doğum sırasında aşırı kanama riski olabilir.


İlgili Konular:
- Gebelikte Karaciğer Enzimleri
- Gebelik İntrahepatik Kolestazı (Gebelik Kaşıntısı)
Tamamını oku >>

HAMİLELİKTE (GEBELİKTE) BEL FITIĞI

Hamilelerde bel fıtığı (lomber disk hernisi) çok nadir görülen bir patolojidir. Hamilelik döneminde bel ağrısı çok sık görülen bir şikayet olmasına rağmen bunun en nadir nedenlerinden birisi bel fıtığı olmaktadır.

Gebelik ayları ilerledikçe özellikle gebeliğin 5. ayından sonra karın ağırlığının artması nedeniyle vücudun ağırlık merkezi değişir. Ayrıca kadın vücudunun ve omurgasının şekli değişir, relaksin ve benzeri hormonların etkisi ile bağlar gevşer. Hamile bayanın vücudundaki bu değişiklikler bel fıtığının artmasına neden olabilir. Yürümek ve bazı hareketler ile ağrı şikayeti artabilir. Bazı pozisyonlarda ise ağrı azalabilir. Gebelikte bel fıtığına bağlı olan şikayetlerin büyük kısmı doğundan sonra hafifler.

Teşhis:
Hamile bir bayanda bel fıtığı genellikle bacağa vuran bel ağrısı (siyatalji) ve yürüme güçlüğü gibi şikayetler üzerine şüphe ile saptanır. Bel fıtığı şüphesi halinde muayeneye ek olarak yapılan en faydalı tetkik genellikle MR (emar) görüntüleme yöntemidir. MR çekilmesi gebelik açısından sakınca oluşturmaz ve bel fıtığının teşhisinde çok faydalıdır.

Tedavi:
Bel fıtığının tedavisi beyin cerrahisi uzmanları tarafından planlanır. Genellikle istirahat, ağrı kesici ilaçlar ve lokal steroid enjekiyonu gibi tedavilerle hastanın rahatlaması sağlanır. Ancak çok nadiren acil durumlarda ve zorunlu hallerde bel fıtığı ameliyatı gebelik sırasında da uygulanabilmektedir. Ameliyat duruma göre genel anestezi veya spinal anestezi altında yapılabilmektedir.

Bel fıtığı ameliyatı sonrasında hamile kalmak:
Ameliyattan sonra gebe kalmak ve doğum şekli (sezaryen, normal doğum) konusunda mutlaka ameliyatınızı yapan beyin cerrahisi (nöroşirürji) uzmanının önerilerini almalısınız. Bazı hastaların gebe kalmasına izin verilebilirken bazı hastalara fıtığın tekrarlama riskinden ötürü izin verilmemektedir.


İlgili Konular:
- Gebelikte Bel ve Sırt Ağrısı
- Gebelikte Bel Ağrısı Nedenleri
Tamamını oku >>

YASAL UYARI: Bu site sağlık hizmeti vermemektedir. Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde asla kullanılmamalıdır. Yazıların hiçbiri yazarın izni olmaksızın kullanılamaz. Devamını mutlaka okuyunuz >>

iletişim: webtasarim@jinekolojivegebelik.com , (2007 - 2017)
Şu an sitede ziyaretçi var. Haritada izle >>
"Gebelik ve kadın hastalıkları konusunda 11 yıldır en çok tıklanan, en geniş içerikli site"