DIŞ GEBELİK VE DÜŞÜK ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Dış gebelik (ektopik gebelik) ve düşük (abortus) tamamen farklı kavramlar olmasına rağmen bazen belirtiler ve şikayetler nedeniyle karışabilmektedir.

Dış gebelik ve düşükte benzer olabilen durumlar:
- Her iki durumda da vajinal kanama meydana gelebilir. Ancak dış gebelikte daha nadirken, düşükte her zaman kanama izlenir.
- Kasık ve karın ağrısı her iki durumda da olabilir.
- Her ikisinde de gebeliğin büyüyerek doğuma ulaşması mümkün değildir yani her iki durumda da gebelik kaybedilecektir.
- Her ikisinin de tanısında muayene, ultrason ve B-HCG (kanda gebelik testi) kullanılır.
- Bazen bu ikisinin kesin ayırt edilmesi hemen o an mümkün olmaz ve birkaç gün takip ederek izlemek gerekir, bu süre sonunda muayene ve kan tahlili tekrarları ile teşhis kesinleşir.
- Her iki durumda da küretaj işlemi uygulanabilmektedir ancak düşük durumunda tedavi amacı ile uygulanırken, dış gebelikte tedavi değil teşhis amacıyla uygulanır.

Dış gebelik ve düşük arasındaki temel farklar:
- Dış gebelik rahmin dışında (genellikle tüpte) meydana gelir. Düşükte ise rahim içerisinde oluşmuş bir gebelik düşmektedir, rahim dışında oluşan bir dış gebelik vajinal yoldan dışarıya düşük şeklinde atılamaz.
- Düşük bazen içeride hiç parça kalmayacak şekilde tamamen atılabilir ve bu durumda rahim içerisinin küretaj işlemi ile temizlenmesine gerek kalmaz yani hiçbir tedaviye gerek kalmayabilir. Ancak dış gebelik çoğu zaman ilaç veya ameliyat tedavisi gerektirir.
- Düşük sonrası genellikle küretaj uygulanır ve vajina içerisinden rahime uzatılan aletlerle rahim içerisi temizlenir. Dış gebeliğin küretaj ile alınması mümkün değildir çünkü rahim dışındadır. Dış gebelik kendiliğinden veya ilaçla kaybolmazsa ameliyatla alınması gerekir, küretajla değil.
- Düşük çok sık görülür, tüm gebeliklerin en az yüzde 25'i düşük ile sonuçlanır. Dış gebelik çok daha nadirdir, yaklaşık gebeliklerin yüzde 1'ini oluşturur.
- Düşük durumunda hasta parça düşürdüğünü fark edebilir ve bu parça genellikle embriyo veya fetustur. Dış gebelik durumunda da hasta çok nadiren parça düşürebilir ancak bu gebeliğin kendisi veya fetus değildir, genellikle kan pıhtısıdır.

İlgili konular:
- Düşük
- Dış Gebelik
Tamamını >>

DÜŞÜĞÜ ÖNLEMEK VE TEKRARLAMASINI ENGELLEMEK İÇİN TEDAVİLER

Düşük riskini azaltmak veya tekrar düşük gelişmesini önlemek için öncelikle düşük riskini arttırıcı faktörlerden uzak durulması gerekir. Örneğin sigara, alkol, stres gibi faktörlerden uzak durmak gerekir.Düşük riskini arttıran faktörler hakkında detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bunun dışında düşüğe neden olduğu bilinen bir hastalık veya patoloji varsa tekrar hamile kalmadan önce mutlaka doktor denetiminde gerekli tedavi ve önlemler alınmalıdır. Örneğin düşüğe neden olarak rahim içerisinde bir patoloji (myom, septum gibi) saptanmışsa ameliyatla bunun tedavisi gerekir. Pıhtılaşma (trombofili) faktörlerinde bir anormallik düşük nedeni olarak saptanmışsa buna yönelik ilaç tedavileri ile tekrar düşük yaşanması önlenebilir. Tekrarlayan gebelik kayıpları ve tedavileri hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Hamilelikte düşük riski ve kanama varlığında tedavi:
Eğer sözkonusu kaçınılmaz düşük (aabortus insipiens) ise yani kanamaya rahim ağzında açılma eşlik ediyorsa düşüğü önşemek için tedavi verilmez, bu durumda düşük kaçınılmazdır sadece en az kanama ve komplikasyon ile düşüğü gerçekleştirmek amaçlanır. Eğer rahim ağzında açılma olmadan sadece lekelenme, kanama ve ağrı varsa (abortus imminens) düşüğü önlemek için yatak istirahati, cinsel ilişki kısıtlaması, aşırı fiziksel aktivite kısıtlaması ve bazı ilaç tedavileri önerilir. Bu durumda kullanılan ilaçların düşük önleyici etkileri net olarak kanıtlanmamış olsa da ampirik olarak sık kullanılmaktadırlar.





İlgili Konular:
- Düşükler
- Tekrarlayan Düşükler
Tamamını >>

DÜŞÜĞÜN BELİRTİLERİ

Düşük (abortus) belirtilerinden en önemli olanı gebelikte görülen lekelenme veya kanama olmasıdır. Ancak gebelikte görülen her kanama ve lekelenme düşük olacağı anlamına gelmez. Gebelik sırasında lekelenme veya kanama yaşayan birçok hastanın bir hafta içerisinde kanaması durur ve gebeliği normal bir şekilde devam eder, doğum yapar. Kanamanın miktarı ne kadar fazla ise düşük riskinin o kadar yüksek olduğu anlamına gelir. Lekelenme veya damla damla şeklinde kanamalar daha az risk taşır. Gebeliğin her ayında az veya çok her kanama doktora başvurmayı gerektirir.

Vajinadan kan pıhtısı veya parça düşmesi düşük belirtisidir. Eğer mümkünse bu parçanın alınarak muayene sırasında doktora gösterilmesi tanı açısından faydalı olacaktır. Bazen gebelik materyali dışında farklı dokularla da vajinadan parça düşmesi şeklinde karşılaşılabilmektedir.

Düşük riskini gösteren ikinci önemli belirti ağrıdır. Ağrı genellikle kasık ağrısı şeklinde ve adet sancısına benzer şekilde olur, bazen karın ağrısı şeklinde olabilir. Ancak kanama veya lekelenme olmadan bir gebede sadece ağrı olması genellikle düşük riskini düşündürmez çünkü kasık ağrısı gebeliğin özellikle ilk aylarında hemen hemen her gebede görülür.

Daha büyük gebeliklerde (4-5 ay arası) düşük belirtisi olarak su gelmesi görülebilir ancak nadirdir. İlk 3 ayını tamamlamamış küçük gebeliklerde su gelemesi görülmez, anne adayları akıntı ile su gelmesini karıştırabilirler.

Bunların dışında bulantı kusma olması, halsizlik, yorgunluk, uyku hali gibi belirtilerin düşük riski ile ilgisi yoktur bazen halk arasında yanlış inanışlara sebep olabilmekte ve düşük riski olarak algılanabilmektedir. Bunlar gebelikte yaygın görülen şikayetlerdir.





İlgili Konular:
- Düşükler
Gebelikte Düşüğe Neden Olan Risk Faktörleri
Düşüğe Neden Olan Yiyecekler, Bitkiler, İlaçlar, Hareketler Var Mıdır?
Düşükten Sonra Tekrar Hamile Kalmak
Düşüğü Önlemek ve Tekrarlamasını Engellemek İçin Tedaviler
Tamamını >>

DÜŞÜKTEN SONRA GEBELİK (TEKRAR HAMİLE KALMAK)

Düşük (abortus) sonrası 2-3 ay çiftlerin korunması ve hamile kalınmaması önerilir ancak daha erken hamile kalınmasının ekstra bir risk getirdiği araştırmalarda görülmemiştir. Düşükten sonra tekrar gebelik isteyen çiftler 2-3 ay süreyle kondom, geri çekme, doğum kontrol hapı, spiral gibi yöntemlerle korunabilirler. Hangi yöntemin uygun olduğu mutlaka doktor denetiminde kararlaştırılmalıdır.

Tekrar hamilelikte düşük yapma riski ne kadardır?
Düşük yapan bir hastanın daha sonraki gebeliğinde de düşük yapma ihtimali hiç düşük yapmamış bir hastaya göre daha yüksektir. Bu risk daha önce bir düşük yapmış kadınlarda %20, iki düşük yapmış kadınlarda %28, üç veya daha fazla düşük yapmış kadınlarda %43 olarak tespit edilmiştir. Ancak düşük yapmış hastalar tekrar hamile kaldığımda aynı durum kesinlikle meydana gelecekmiş gibi stres ve endişe yaratmamalıdır, rahat ve sakin olmalıdır çünkü düşük riskini arttıran faktörlerden birisi de strestir. Düşük erişkim yaştaki kadınların neredeyse yarısının başına gelen çok sık görülen bir gebelik komplikasyonudur, düşük yapan hastaların çoğunluğu daha sonra bebek sahibi olabilmektedir.

Her hamilelikte olduğu gibi düşük yapan hastaların da tekrar hamile kalmadan önce doktora başvurması gerekir. Bu kontrolde daha önce meydana gelen düşüğün sebebi biliniyorsa ona yönelik tedbirler alınır ve yeni gebelikte problem yaşanmaması için kaçınılması gereken risk faktörleri hastaya anlatılır.





İlgili Konular:
- Düşükler
Gebelikte Düşüğe Neden Olan Risk Faktörleri
Düşüğe Neden Olan Yiyecekler, Bitkiler, İlaçlar, Hareketler Var Mıdır?
Tekrarlayan Düşükler
Tamamını >>

DÜŞÜĞE NEDEN OLAN YİYECEKLER, BİTKİLER, İLAÇLAR, HAREKETLER VAR MIDIR?

Hamilelikte döneminde düşük tehlikesi atlatan, lekelenme, kanama yaşayan anne adaylarının veya düşük yapanların en sık merak ettikleri konulardan birisi düşüğe neden olan durumlardır. Düşüğe neden olan yiyecekler, içecekler var mıdır? Hangi hareketler düşük yapmama neden olur? Düşüğe sebep olan ilaçlar var mıdır? Düşüğe neden olan hareketler nelerdir? Yürümek veya koşmak düşüğe neden olur mu? gibi sorular hastalar tarafından çok sık merak edilen sorulardır.

Düşüğe neden olan yiyecekler, içecekler?
Gebelikte (hamilelikte) düşüğe neden olan yiyecekler, içecekler, besin maddeleri arasında en iyi bilinenleri kafein içeren besinlerdir. Kafeinin yalnızca çok yüksek dozda alındığında düşüğe sebep olabileceği bildirilmektedir. Kafein çikolata, kahve içerisinde bulunur. Günde 2-3 fincandan fazla kahve veya aşırı miktarda çikolata tüketiminden hamilelikte kaçınmak gerekir.

Düşüğe neden olan bitkiler?
Bitkiler, bazı bitkisel çaylar, bitkisel kürler içeriği ve etkileri net olarak bilinmeyen maddelerdir. Bunlardan özellikle hamilelik döneminde bunların alınmasından kesinlikle kaçınmak gerekir. Bu tür bitkilerin veya kürlerin içerisinde rahimi uyarak bazı maddeler bulunabilir ve bunlar düşüğe neden olabilir. Gebelik döneminde doktor tavsiyesi olmadan hiçbir madde kulanılmamalıdır.

Düşüğe neden olan ilaçlar?
Bazı ilaçlar vücutta yan etki olarak rahimin kasılmasına sebep olabilir ve bu sayede düşüğe neden olabilir. Hamilelik döneminde hiçbir ilaç doktora danışılmadan kullanılmamalıdır, çok sakıncalı durumlara neden olabilir.

Düşüğe neden olan hareketler?
Normal sağlıklı bir gebede hamileliğin hiçbir döneminde hareket kısıtlanması önerilmez hatta egzersiz ve spor belli oranda önerilir. Bu nedenle normal sağlıklı bir gebede yapılan herhangi bir hareket düşüğe neden olmaz. Ancak rahim ağzında yetmezlik olan veya kanaması olan bazı hamilelerde hareket kısıtlanması önerilir, bu hamilelerin karın içi basıncını arttırıcı aşırı hareketleri düşüğe neden olabilir.





İlgili Konular:
- Düşükler
- Gebelikte Düşüğe Neden Olan Risk Faktörleri
Tamamını >>

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) DÜŞÜĞE NEDEN OLAN RİSK FAKTÖRLERİ

Gebelikte (hamilelikte) düşükler (abortus) sık rastlanan durumlardır ve çeşitli faktörler bu riski arttırmaktadır. Bu faktörlerden bir kısmı tedavi ile veya yaşam tarzı düzenlemeleri ile yok edilebilirken ileri yaş gibi bazı faktörler değiştirilemez. Her hamile kadının gebeliğin başlangıcından itibaren bu faktörlere dikkat etmesi gerekir ve özellikle düşük yaşayanların neden veya risk faktörlerinin araştırılması için doktora başvurması gerekir. Düşük nedenleri arasında ilk sırada embriyoya (bebeğin ilk gelişim aşaması) ait kromozomal anomaliler gelir, düşüklerin yaklaşık %70'inde sebep embriyodaki kromozomal anomalidir.

Hamilelikte düşüğe sebep olan durumlar ve riski arttıran faktörler:
- Yaş: Anne yaşı ilerledikçe hamilelikte düşük oluşma ihtimali artar.
- Daha önce düşük yapmış olmak sonraki gebeliklerde düşük riskini arttırır.
- Sigara kullananlarda düşük riski daha fazladır.
- Alkol
- Yüksek ateş
- Karın ve rahim üzerine gelen travmalar
- Amniosentez ve CVS gibi rahim içerisine yapılan müdahaleler
- Kafein: Günde 300 mg'dan fazla kafein alınması düşük riskini arttırır. Bu nedenle kahve, kola ve çikolata gibi yiyeceklerin aşırı alınmasından kaçınmak gerekir.
- Stres
- Rahimde doğumsal anomali olması (septum vb.)
- Bazı myomlar (submüköz büyük myomlar)
- Servikal yetmezlik (rahim ağzının aşırı geniş olması)
- Bazı enfeksiyonlar
- Anneye ait kronik hastalıklar (böbrek, karaciğer hastalığı vb.)
- Troid hastalıkları
- Uyuşturucu





İlgili Konular:
- Düşükler
- Düşüğe Neden Olan Yiyecekler, Bitkiler, İlaçlar, Hareketler Var Mıdır?
- Düşükten Sonra Tekrar Hamile Kalmak
- Tekrarlayan Düşükler
Tamamını >>

KALITSAL TROMBOFİLİLER (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI) VE GEBELİK

HAMİLELİKTE TROMBOFİLİ (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI)
Kalıtsal trombofililer (kalıtımsal trombofililer) yani pıhtılaşma bozuklukları genel olarak basit tanımlamayla kanın pıhtılaşmaya eğilim gösterdiği bazı hastalıklardır. Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması, gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği ile sonuçlanması gibi problemler yaşanmaktadır. Burada daha çok kalıtsal trombofililerin gebelikle ilgili sebep olduğu sorunlar anlatılacaktır. Kalıtsal trombofili hastalarında gebelik kayıplarında artış izlenmektedir fakat trombofili "taşıyıcılığı" olan kişilerde gebelik kayıplarında artış izlenmemektedir.

Kalıtsal trombofililer genetik bozukluklara bağlı olarak ırsi yani kuşaktan kuşağa geçebilen ve doğuştan edinilmiş hastalıklardır. Trombofililerin ırsi olmayan yani doğuştan olmayan sonradan kazanılmış türleri de vardır (antifosfolipid antikor sendromu gibi).

Bu hastalarda damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık gelişme riski travma, hareketsiz kalma, cerrahi, doğum kontrol hapı kullanma, gebelik, kanser gibi durumlarda artar. Trombofilisi olan hastaların doğum kontrol hapı kullanması kesinlikle sakıncalıdır.

Kalıtsal trombofililer:
- Antitrombin III eksikliği
- Protein C eksikliği
- Protein S eksikliği
- Aktive protein C rezistansı (Genellikle Faktör V Leiden mutasyonuna bağlıdır)
- MTHFR gen mutasyonu (Metilen tetrahidrofolat redüktaz)
- Trombomodulin mutasyonu
- Faktör 12 eksikliği

Antitrombin III eksikliği kalıtsal trombofilik hastalıkların en trombojenik olanıdır ve hastalar hayat boyu %50’den fazla oranda tromboembolik olay (damar tıkanıklığı) geçirme riski altındadır.
Protrombin gen mutasyonu veya trombomodulin gen mutasyonunun kötü gebelik sonuçlarından sorumlu olduğuna dair net bilgiler yoktur.

Tanı:
Erken yaşta damar tıkanıklığı geçirenlerde , ailesinde damar tıkanıklığı olanlarda, tekrarlayan düşükleri veya ölü doğumları olanlarda, gebelikler erken aylarda başlayan preeklampsi veya gelişme geriliği olanlarda trombofilik hastalık olması süphesiyle bazı testler yapılır.

Bu testler: Antitrombin III, Protein C, Protein S , Aktive protein C rezistansı (pozitif ise Faktör V Leiden mutasyonu araştırması), Lupus antikoaglan, Antikardiolipin antikorlardır.

Gebelik sırasında total protein S seviyesi değişmezken serbest protein S seviyesi düşmektedir. Gebelikte Aktive protein C direncinin (yanlış olarak faktör V Leiden mutasyonunu düşündürür) arttığı unutulmamalıdır. Bu testlerin gebelik olmayan dönemde yapılması gerekir. Fonksiyonel ve antijenik protein C seviyelerinde gebelikte değişme olmaz.

Tedavi:
Antitrombin III eksikliği olanlarda tromboemboli gelişme riski en yüksek olduğundan her halukarda gebelikleri boyunca tam doz heparin (pıhtılaşmayı engelleyici ilaç) ile tedavi edilirler. Diğer kalıtsal trombofili hastalarına gebelik öncesi tromboembolik olay hikayesi varsa veya düşük gibi kötü gebelik hikayesi varsa gebelik süresince profilaktik (önleme amaçlı) heparin tedavisi verilebilir. Heparin tedavisine aspirin tedavisi de genellikle eklenir. Tedavi doğum sonrası ağızdan 6 hafta devam ettirilir.

Gebelikte, Antitrombin III (AT III) eksikliği olan kadınların %70'inin tromboz geçireceği düşünülürse bu kadınların gebelikleri boyunca heparin ile tedavi edilmeleri mantıklı görünmektedir. Antitrombin eksikliğiyle karşılaştırıldığında protein C ve Protein S eksikliği, Faktör V Leiden ve Protrombin gen mutasyonu olan kadınlarda daha önce tromboembolik olay veya kötü gebelik hikayesi yoksa gebelikleri boyunca heparin ile proflaktik tedavi verilmesi tartışmalıdır ve konu ile ilgili net sonuçlar yoktur. Kalıtsal trombofilisi olan kadınlarda  tekrarlayan düşük hikayesi varsa gebeliklerinde heparin ve aspirin ile ampirik tedavi uygulanması önerilmektedir ancak bu durumun netleşmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği bildirilmektedir çünkü kalıtsal trombofililer ile tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki  bu güne kadar yapılan çalışmalarla çok net ispatlanmış değildir. Bu nedenle verilen tedaviler kanıta dayalı değildir, ampiriktir.

Trombofilili hastaları gebelik dönemi dışında herhangi bir dönemde damar tıkanıklığı gibi bir durum gelişmesi durumunda heparin ile tedavi edilirler. Gebelik, ameliyat veya hareketsizlik gibi damar tıkanıklığı gelişme riskinin artacağı durumlarda proflaktif heparin tedavisi önceden başlanır.


İlgili Konular:
- Tekrarlayan Düşükler
- Antifosfolipid Antikor Sendromu,
- Hamilelikte Kan Pıhtılaşması
Hamilelikte Damar Tıkanıklığı
Tamamını >>

SERVİKAL SERKLAJ (RAHİM AĞZINA DİKİŞ ATILMASI)

Servikal serklaj servikal yetmezlik (rahim ağzında yetmezlik) olan hastalarda rahim ağzına dikiş atılmasıdır. Rahim ağzına çepeçevre bir dikiş konulur ve rahim ağzının erkenden açılarak erken doğuma neden olması önlenir.
McDonald, Shirodkar, modifiye Shirodkar, transabdominal serklaj gibi serklaj metodları vardır. En sık uygulanan McDonald operasyonudur.




Genellikle servikal serklaj dikişi 12-14. gebelik haftalarında yapılır. Bazen daha ileri gebelik haftalarında da rahim ağzının erkenden açıldığı farkedilirse serklaj yapılması gerekebilir buna acil serklaj denir.

Servikal serklaj yaklaşık %90 oranında başarılı olur ve düşük veya erken doğum olmasını önler.

Ameliyat genel, spinal veya epidural anestezi ile yapılabilir. Rahim ağzının etrafına çepeçevre kalın bir bant ile dikiş atılır ve rahim ağzı tamamen kapalı kalacak şekilde açılması engellenir. İşlemden sonra kramp benzeri hafif ağrılar ve lekelenme, akıntı olabilir. Bu şikayetler birkaç gün içerisinde geçecektir. İşlemden sonra hasta hastanede genellikle en fazla bir gün kalır, hasta evinde de yatak istirahatine devam etmeli. En azından 1 hafta cinsel ilişkiden kaçınmalıdır.

Eğer doğum başlamışsa ve aktif evreye ilerlemişse, vajinal kanama varsa, su gelmesi başlamışsa, koryoamniyonit (rahim içerisinde enfeksiyon) varsa, fetusta yaşamla bağdaşmayan anomali saptanmışsa serklaj işlemi yapılmaması gerekir.

Serklaj dikişi ne zaman alınır?
Eğer normal doğum olacaksa dikiş genellikle 37. haftada alınır veya sancılar ve su gelmesi başladıktan hemen sonra da dikiş alınabilir.
Sezaryen ile doğum planlanmışsa dikişler ameliyatttan hemen önce veya ameliyattan sonra alınabilir.

Serklaj işleminin riskleri nelerdir?
- Su kesesinin yırtılması ve su gelmesi
- Sancıların başlaması
- Rahim ağzında enfeksiyon
- Genel anesteziye bağlı bulantı ve kusma ve diğer riskler
- Dikişler alınmadan önce doğum başlar ve ilerlerse rahim ağzında yaralanma olabilir.

Aşağıdaki durumlarda tekrar doktorunuza başvurmalısınız?
Serklaj işleminden sonra evinizde yatak istirahati yapmalısınız ve aşağıdaki durumlarla karşılaşırsanız hemen tekrar doktorunuza başvurmalısınız.
- Ağrı ve kramplar başlarsa
- Doğım sancısı gibi gelip geçen ağrılar olursa
- Su gelmesi başlarsa
- Vajinal kanama
- Ateş
- Bulantı - kusma
- Kötü kokulu vajinal akıntı


İlgili Konular:
- Düşük
- Rahim Ağzında (Servikal) Yetmezlik
Tamamını >>

SERVİKAL YETMEZLİK (RAHİM AĞZINDA GENİŞLEME)

Genellikle ağrı ve kanama olmaksızın ani ortaya çıkan servikal kanalda (rahim ağzında) genişlik ve gebelik materyalinin vajene atılmasıyla devam eden, tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olan bir problemdir.

Kesin sebebi bilinmemektedir. Servikal travmaya yol açabilecek doğumlar, laserasyonlar, geçirilmiş cerrahi girişimler (konizasyon, servikal dilatasyon..), serviksinde iştirak ettiği uterin anomaliler ve intrauterin hayatta dietilstilbestrole maruz kalma gibi nedenler servikal yetmezliğin gelişiminde suçlanmaktadır.


Yatak istirahati, intravajinal pesserler, bazı farmakolojik ajanlar ve servikal elektrokoterizasyon gibi girişimler geçmişte düşük başarı oranlarına rağmen kullanılmış alternatifler olsa da günümüzde tedavide tercih edilen yöntem cerrahidir. Serklaj (McDonald yada Shirodkar gibi yöntemler vardır.) adı verilen bir işlem ile internal os hizasına konulan bant şeklindeki çevre sütürü vasıtasıyla serviksin güçlendirilir ve açılma önlenir. Serklaj genelde gebeliğin 13-14. haftalarında yapılır.

Aşağıdaki durumların varlığında serklaj yapılamaz.
Aktif vajinal kanama olması
Fetal zarların yırtılmış olması, koryoamnionit şüphesi ya da varlığı
Uterus kasılmalarının varlığı
4 cm. nin üzerinde açıklığın olması
Polihidramnios ve fetal anomali varlığı

Serklajın bir kaç değişik türü olmakla birlikte en sık kullanılan teknik McDonald usülü serklaj olarak adlandırılır. Genel anestezi altında konulur. Doğum eylemi başlayan, enfeksiyon bulguları olan ya da fetal zarları rüptüre olan hastalarda serklaj çıkarılmalıdır. Eğer vajinal doğum planlanıyorsa dikiş 37. gebelik haftasında alınır.


İlgili Konular:
- Rahim Ağzına Dikiş Atılması (Servikal Serklaj)
Tamamını >>

TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER (HABİTÜEL ABORTUS)

Tekrarlayan düşük (Tekrarlayan Gebelik Kayıpları)
(Habitüel, Rekkürren Abortus) (Mükerrer düşükler)

Gebeliğin 20. haftasından önce üç veya daha fazla kendiliğinden düşük (abortus) olmasıdır. Çiftlerin yaklaşık %1-2 'sinde bu sorun vardır.
Sebep olarak rahimle ilgili anormallikler yada pıhtılaşma bozuklukları bulunabileceği gibi %50 sinde sebep bulunamaz.

Nedenleri:
Genellikle genetik bozukluklar ve embriyo oluşumundaki problemlerlerden kaynaklanır. Ayrıca hipotiroidizm, hormonal bozukluklar, sistemik lupus eritematozis, böbrek hastalığı, uterus anomalileri, servikal yetmezlik, bazı enfeksiyonlar gibi kronik sistemik hastalıklarla da ilişkili olabilir.

Sadece 1 düşük birçok kadında görülen bir olay olduğu için düşük nedenini araştırmak için 3 düşük yapan kişiler değerlendirilir.

Kadında daha önce geçirilmiş düşük sayısı arttıkça tekrar düşük yapma riski artmaktadır:
1 düşük sonrası tekrar düşük yapma riski % 15
2 düşük sonrası tekrar düşük yapma riski % 24
3 düşük sonrası tekrar düşük yapma riski % 30
4 düşük sonrası tekrar düşük yapma riski % 40-50

Anne yaşı arttıkça düşük yapma riski artar:
30 yaş altında ortalama düşük riski % 7-15
30-34 yaş arası ortalama düşük riski % 8-21
35-39 yaş arası ortalama düşük riski % 17-28
40 yaş üzerinde ortalama düşük riski % 34-52

Tekrarlayan düşüklerde nedenler:
1. İmmunolojik (bağışıklık) faktörler
2. Trombofilik (pıhtılaşma) faktörleri ile ilgili bozukluklar
3. Endokrin (hormonal) faktörler
4. Anatomik faktörler (rahim anomalileri vb.)
5. Genetik Faktörler
6. Enfeksiyöz Faktörler
7. Çevresel Faktörler ve Beslenme
8. Anneye ait hastalıklar
9. Sperm ile ilgili faktörler

Yukarıdaki nedenlerden en sık immünolojik faktörler ile ilgili nedenlere rastlanır. Fakat tekrarlayan düşükleri olan kadınların %50 'sinde bütün araştırmalar yapılmasına rağmen hiçbir neden bulunamaz.

İmmünolojik nedenler: Vücuttaki bağışıklık sistemine bağlı patolojilerden kaynaklanan nedenlerdir. Antifosfolipid sendrom bu gruptandır. Bu nedenleri araştırmak için antikardiyolipin antikor, lupus antikoagulan ve ANA, anti-troglobulin antikor gibi araştırmalar yapılır. Bu tür patolojiler saptanan hastalarda genellikle tedavide aspirin, heparin gibi ilaçlar, nadiren immunsüpressif tedavi gibi seçenekler kullanılır.

Trombofili (pıhtılaşma) ile ilgili nedenler: Bu hastalarda pıhtılaşmaya eğilim vardır. Bu hastalarda damar tıkanıklığı ve ölü doğum öyküsü olabilir. Birçok genetik mutasyon kalıtımsal olarak pıhtılaşmaya eğilimi arttırır. Bu konu ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilrisiniz. Bu pıhtılaşma bozukluklarından en sık görülenler:
- Faktör V Leiden Mutasyonu (Aktive Protein C rezistansı)
- Protrombin G20210A Mutasyonu
- Metilen Tetrahidrofolat Redüktaz Enzimi Gen Mutasyonu (hiperhomosisteinemi)
- Antitrombin 3, Protein C, Protein S eksikliği
Tedavide genellikle düşük doz Aspirin ve heparin (kan sulandırıcı iğne) kullanılır.

Endokrin (hormonal) nedenler: Luteal faz defekti, Polikistik Over Sendromu, Diabetes Mellitus, Tiroid Hastalıkları, Hiperprolaktinemi gibi nedenlerdir.

Gebeliğin ilk trimesterinde (ilk 3 ayda) kan şekeri kontrolu kötü olan, HbA1c seviyesi yüksek olan gebelerde hem abortus hem de fetal anomali sıklığı artmıştır. Bu yüzden gebelikten önce şeker hastalığı olanlar kan şekeri kontrolleri açısından çok sıkı izlenmmelidirler. Kan şekeri kontrolü iyi yapılırsa düşük riskinin artmadığı görülmüştür.

Anatomik faktörler: Myom, uterin septum (rahim içerisinde perde), rahimde doğumsal anomaliler, intrauterin sineşi (rahim içi yapışıklıklar) olabilir. Bu nedenlerin ameliyatla düzeltilmesi gerekebilir.

Servikal (rahim ağzında) yetmezlik: Genellikle ağrı ve kanama olmaksızın ani ortaya çıkan servikal kanalda (rahim ağzında) genişleme ve gebelik materyalinin vajene atılmasıyla devam eden, tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olan bir problemdir. Bu hastalara 13-14 gebelik haftalarında rahim ağzına dikiş konur (mcdonald serklaj). Detaylı bilgi >>

Genetik faktörler: Habitüel abortuslarda %3.5-5 oranında saptanmaktadır. Abortus sıklıkla ilk trimesterde görülmektedir. En sık dengeli translokasyonlar görülmektedir. Habitüel abortus sebebinin araştırılmasında özellikle ölü doğum ve anomalili doğum öyküsü olan çiftlerde karyotip analizi yapılabilir.

Çevresel faktörler ve beslenme:
Tekrarlayan abortuslarda %5-10 oranında saptanmaktadır.
Tekrarlayan abortuslarla ilişkileri tartışmalı olsa da muhtemel faktörler:
- Sigara
- Alkol
- Aşırı kahve tüketimi
- Organik çözücüler
- Ağır metaller (Hg, Pb)
- Anestetik gazlar
- İlaç kullanımı

Anneye ait hastalıklar:
Anneye ait bazı hastalıklar da tekrarlayan düşüklerde neden olarak dikkati çekmiştir:
- Diabetes mellitus (Şeker hastalığı)
- Kronik hipertansiyon
- Böbrek hastalıkları
- Sistemik lupus eritematozis (SLE)
- Antifosfolipid antikor sendromu
- Çölyak hastalığı
- Tiroid hastalıkları

Nedeni açıklanamayan tekrarlayan düşükler:
Tekrarlayan düşüklerin %50’sinde hiçbir neden bulunamamaktadır.Bunlarda %70-75 başarılı gebelik oluşma şansı vardır. Bu gruptan bazı hastalara ampirik olarak aspirin tedavisi verilmektedir. Sıkı takip, duygusal destek, stresin azaltılması, iyimser olmanın faydası olabilir.

Tedavi:
Tedavi yukarıda anlatılan nedenlerden hangisi bulunmuşsa o nedene yönelik planlanmalıdır. Pıhtılaşma bozukluğu saptanan bazı hastalarda aspirin ve/veya pıhtılaşmayı önleyici (kan sulandırıcı) iğneler kullanılır. Herhangi bir nedeni bulunamayan açıklanamayan tekrarlayan düşüklerde ampirik olarak düşük doz aspirin tedavisi genellikle kullanılmaktadır. Rahim içerisinde septum, myom, polip gibi patolojiler saptanmışsa bunların ameliyatla alınması gerekir.





İlgili Konular:
- Düşükler
- Hamilelikte Düşüğe Neden Olan Risk Faktörleri
- Kalıtsal Trombofililer (Pıhtılaşma Bozuklukları) ve Gebelik
- Antifosfolipid Antikor Sendromu
Hamilelikte Kan Pıhtılaşması
Tamamını >>

DÜŞÜK (ABORTUS)

Gebeliğin ilk 20 haftası içinde, 500 gramdan az embriyo veya fetüs ve eklerinin tamamının veya bir kısmının uterus kavitesi dışına atılması olayına düşük (abortus) denilmektedir (1977 Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması).

Klinik olarak tanımlanmış gebeliklerin yaklaşık %15'i düşük ile sonuçlanmaktadır, bunlar gebelik tanısı konulduktan sonra gerçekleşen düşüklerdir. Düşüklerin önemli bir kısmı da gebelik oluştuğu farkedilmeden önce çok erken aşamada meydana gelmektedir, bunlar sadece biyokimyasal yöntemle farkedilebilecek kadar erken aşamada olduğu için bunlara kimyasal gebelik (sessiz düşük) adı da verilir.

Düşük tehditi (Abortus İmminens): 20 haftanın altındaki gebeliklerde, vaginal kanama olmasıdır. Anne adaylarının yaklaşık %30-40'ı gebeliklerinde düşük tehditi yaşamaktadır. Bu durumda kanama genellikle şiddetli değildir. Rahim ağzı kapalıdır.
Düşük tehditi yaşayan anne adaylarına, fiziksel aktivitelerini kısıtlamaları, yatak istirahati, cinsel ilişkinin yasaklanması önerilir. Ayrıca düşük tehditi sebebi olarak luteal faz yetmezliği düşünülen olgularda Progesteron hormonu içeren ilaçlar kullanılabilir. Tedavi metotlarının etkinliği tartışmalıdır.
Tüm önlemlere rağmen düşük tehditi, düşük ile sonlanabilir. Tüm düşük tehditlerinin %50'si düşükle sonuçlanır. Bu olayın bir sebebi de düşüklerin önemli bir kısmının genetik anomalilerden kaynaklanmasıdır. Sağlıksız bir gebeliğin devam etmemesi doğal seleksiyon mekanizmasının işlemesi olarak değerlendirilebilir.

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Kaçınılmaz - Durdurulamayan Düşük (Abortus incipiens): Bu durumda genellikle kanama şiddetlidir ve rahim ağzı açıktır. Kramp şeklinde karın, kasık ağrısı olabilir. Tedavi kürtajdır.

Tam Olmayan Düşük (İnkomplet Abortus): Gebelik dokularının bir kısmının kaybıdır. Gebeliğin 6. haftasından önce genellikle embriyo ve plasenta birlikte atılır. Daha sonraki gebelik haftalarında yaşanan düşüklerde, embriyonun bazı kısımları, zarları veya plasenta dokusunun parçaları içerde kalabilir. Kürtajla rahim içinde kalan parçalar temizlenmelidir.

Tam Düşük (Komplet Abortus): Gebeliğe ait tüm dokular atılmıştır. Ancak pratikte rahim içinin bütünüyle temiz olduğundan emin olmak için kürtaj uygulanabilir.

Missed Abortus: Gebeliğin ölü ürünlerinin birkaç hafta (3 hf) uterus içerisinde kalmasıdır. Kürtaj yapılmalıdır.

Rest Plasenta (Parça Kalması): Düşük sonrası veya küretaj sonrası uterus içinde gebeliğe ait diğer bazı parçaların kalmasına denir. Kanamayı durdurmak ve enfeksiyonu önlemek için kürtaj uygulanması ve rahim içerisinin tamamen temizlenmesi gerekir.

Tekrarlayan düşükler (Habituel Abortus) (Rekürren Abortus): Arka arkaya 3 veya daha fazla düşük olmasıdır. Sebep olarak rahimle ilgili anormallikler veya pıhtılaşma bozuklukları bulunabileceği gibi %50 sinde sebep bulunamaz. Tekrarlayan düşükler konusu için tıklayın >>

Düşük nedenleri şunlardır:
- Embrioya ait kromozom anomalisi
- Çoğul gebelikler
- Teratojenik ya da mutajenik etkiler (ilaç, radyasyon vb.)
- Genetik ( anne ya da babaya ait genetik bir bozukluk)
- Üreme sistemindeki yapısal anomaliler
- Doğumsal uterin anomaliler (septum vb)
- Myomlar
- Servikal yetmezlik
- Annede görülen akut durumlar
- Korpus luteum yetmezliği
- Aktif enfeksiyonlar (rubella, sitomegalovirus, Listeria, Toksoplazma gibi)
- Yüksek ateş
- Asherman sendromu
- Annede görülen kronik hastalıklar
- Polikistik over hastalığı
- Kontrolsüz şeker hastalığı
- Böbrek hastalığı
- Sistemik lupus (SLE)
- Tiroid hastalıkları
- Şiddetli hipertansiyon
- Antifosfolipid sendromu
Dış faktörler:
- Sigara
- Alkol
- Uyuşturucu
- Yüksek doz kafein


EK BİLGİLER:
- Bütün düşüklerin yaklaşık yüzde 50'si kromozomal olarak anormal yapıya sahiptir (Kalan yarısı kromozomal olarak normaldir). Gebeliğin ilk haftalarında olan düşüklerde kromozomal anomali oranı yüzde 70'lere çıkar. Spontan abortusların en sık nedeni kromozomal anomalilerdir.
- Spontan abortusların çoğu (yaklaşık %75'i) gebeliğin ilk trimesterinde meydana gelmektedir.
- Düşüklerde (abortus materyalinde) en çok görülen kromozomal anomali monozomi X0 (Turner sendromu)'dır. Trizomilerden en çık görüleni trizomi 16'dır, daha sonra sırasıyla trizomi 22, 21, 18, 13 gelir.
- Kromozomal anomali oranı abortuslarda (düşüklerde) yüzde 50 iken, ölü doğumlarda yüzde 5-10 oranında, canlı doğumlarda yüzde 1 oranında kromozomal anomaliye rastlanır.
- Canlı doğumlardaki kromozomal anomalilerin çoğu yapısal anomaliler iken, ölü doğum ve düşüklerdeki kromozomal anomalilerin çoğu trizomilerdir. (Ölü doğumlarda en çok trizomi 18, abortuslarda en çok trizomi 16 izlenir.)




İlgili Konular:
- Düşüğün Belirtileri
- Hamilelikte Düşüğe Neden Olan Risk Faktörleri
Düşüğe Neden Olan Yiyecekler, Bitkiler, İlaçlar, Hareketler Var Mıdır?
Düşükten Sonra Tekrar Hamile Kalmak
- Düşüğü Önlemek ve Tekrarlamasını Engellemek İçin Tedaviler
- Boş Gebelik
- Kimyasal Gebelik (Sessiz Düşük)
- Kürtaj Nedir? Nasıl Yapılır?
- Tekrarlayan Düşükler
- Bozulmuş, Sağlıksız Gebelik Kesesi (Soru Cevap Yorumlar)
- Dış Gebeli̇k ve Düşük Arasındaki̇ Fark Nedi̇r?
Tamamını >>

UYARI: Sitedeki bilgiler hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır.
Yazıların her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz. devamı >>

Dr. Dinçer Yıldırım
"Gebelik ve kadın hastalıkları konusunda ayda 1 milyondan fazla ziyaretçi sayısı ile en çok tıklanan, en geniş içerikli site"